Anasayfa İçerik Güncel Yazılar Siyaset asla sadece siyaset değildir – Orhun Demir

Siyaset asla sadece siyaset değildir – Orhun Demir

Okuduğumuz havuz ve deniz fotolu bu haberler AKP ile Kürt hareketi arasında Kürt illerinde yaşanan kıyasıya rekabetin izdüşümlerinden başka birşey değildir. Ve egemenlerin cephesinde bu rekabet boyunca kullanılacak “magazin” gibi bir de itibarsızlaştırma silahı vardır.

alternatif_cumaSimon Kuper “futbol asla sadece futbol değildir” adlı kitabını yazarken; “spor dünyası” dışındaki diğer sosyal alanların (ekonomi, siyaset, kültür-sanat vs.) da kendilerinden ibaret olamayacaklarını da düşünmüş müdür bilmiyoruz; ama -en azından– Kuper’in kitabına, insanı bu yönde düşünmeye iten “diyalektik” bir başlık bulduğunu ifade edebiliriz.

Kuper’in önermesini “siyaset” alanına uyarlayacak olursak, Kürt sorunu temelinde hemen tartışmaya başlayabiliriz bile. Fakat alışılageldiğinin aksine siyasi bir sorunun ekonomik, kültürel ya da sosyolojik yönlerinden bahsetmeyeceğiz bu yazıda. Siyaset ile kesişmesine bakacağımız alan paparazilerin cirit attığı “magazin” dünyası olacak! Araştırma evrenimiz “magazin dünyası” olunca da, egemenlerin paparazilerinin ne yaptıklarına bakacağız haliyle; zira “ezilenlerin paparazileri” diye bir gerçeklik de, kavram da, şükürler olsun ki, yok hala!

Magazin dünyası ile siyasetin içiçe geçmişliği (ya da geçirilmişliği diyelim) yıllardır gözlemlenebilir bir olgu aslında. İnsanların özel yaşamlarının deşifresi ve bu deşifrenin kişileri/kurumları itibarsızlaştırmanın kuvvetli bir aracı olarak kullanılması, genel olarak siyaset dünyasına özel olarak da Türk siyasetine yabancı bir durum teşkil etmedi hiçbir zaman. Ancak konu “Kürt sorunu” olduğunda, magazin dünyasının baş aktörü olan medyanın, konuya daha bir hararetle ve hevesle daldığı da dikkatlerimizden kaçacak bir durum değil! Dolayısıyla, medyanın magazin-siyaset ilişkisinde Kürt sorununa her daim “pozitif ayrımcılık”la yaklaştığı söylenebilir!

Yakın zaman öncesinde; medyada BDP Batman milletvekili Bengi Yıldız’ın bir tatil beldesinde çekilen görüntülerinin jet hızıyla bütün medya organlarında yayınlanmasıyla yeniden Kürt sorunu temelli bir magazin-siyaset ilişkisi yaratıldı ve derhal kullanılmaya başlandı. Görüntülerde herhangi bir “tuhaf”lık olmamasına karşın –görüntülerin ne kadar haber değeri taşıdığı, barındırdığı “tuhaf”lık miktarıyla doğru orantılıdır-  video ve fotoğraflar “skandal” görüntüler olarak medyada yer aldı. Bir Kürt’ün hele hele politik bir Kürt’ün Bodrum’da tatil yapması başlı başına bir skandal mıydı; yoksa skandal olan –yine bir gazete manşetinde yer aldığı gibi- Yıldız’ın elinde “taş olmaması” mıydı, bilemiyoruz.  Ancak bu görüntülerle hedeflenenin  “‘tuzu kuru bir Kürt politikacı’ ne anlar yoksul Kürt halkının derdinden”dedirtmeye çalışan bir “itibarsızlaştırma” olduğu su götürmez bir gerçekti. Siyaset gölü itibarsızlaştırma mayası tutmuş olacak ki, Bengi Yıldız’ın görüntülerini, Abdullah Öcalan’ın ne zaman çekildiği belli olmayan Suriye’de çekilen fotoğrafları takip etti. Öcalan’ın fotoğrafları medya merkezlerinden ziyade, istihbarat merkezleri tarafından edinilmiş görüntüler olmakla birlikte ortada magazinel bir siyasetin var olduğu açıktı: Havuzlarda spor yapıp eğlenerek, kızlarla pasta kesen bu adam; nasıl olur da ezilmiş, yoksul, asimile edilmiş bir halkın lideri olabilirdi; Kürtler uyansındı; Öcalan Kürtleri kandırıyordu vs. vs. Kuşkusuz, itibarsızlaştırılmaya çalışılan kişi ne kadar önemliyse; sıkılan paparazi kurşununun kalibresi de o denli büyüktü. Öcalan’ın fotoğraflarının Suriye’de çekilmesi, magazinel siyasetin Kürt sorunu dışındaki ikinci boyutunu oluşturuyordu: Suriye ve Esad sorunu. Emperyalist merkezlerle birebir uyum içinde, Suriye ile ilişkiler adım adım gerginleştirilerken, bu gerginliğin “meşruiyet” zemininin de döşenmesi gerekiyordu ki, tesadüfe bakın Öcalan’ın zamanında Suriye’de bulunduğu yeniden hatırlandı ve hatırlatıldı. Uzun lafın kısası, üç-beş fotoğraf hem Kürt düşmanlığının hem de Suriye ve Esad karşıtlığının yolunu döşeyen magazinel siyasetin araçları olarak kullanıldı.

Kürt sorunu temelli magazinel siyasetin son örneği ise Anadolu Din Adamları Derneği Başkanı Übeydullah Özmen’in yine Bodrum’da çekilen plaj görüntüleri oldu. Özmen, Kürt hareketinin Kürt halkının içindeki muhafazakar kesimleri AKP’ye kaptırmamak ya da onların üzerindeki AKP etkisini zayıflatmak için benimsediği alternatif Cuma namazları vb. eylemlerde öne çıkan bir imam. Söz konusu bir imam olunca da siyasetin ahlak zabıtalarının belirlediği “ahlaksızlık” denen şeyin eşik değerleri arasındaki mesafe genişliyor! Medyada konuyla ilgili kullanılan bazı ifadeler şöyle: “Cemaati kullanıp alternatif cuma namazları kıldıran imam açık denizlerde kulaç attı”, “BDP'de İkinci Bengi Yıldız Vakası”, “‘Alternatif Cuma'nın başimamı da plajda”. Konuyla ilgili haberlere bakıldığında, Özmen hakkında söylenenlerin yanısıra söz konusu dernek ve hatta Özmen’in kızı hakkında da tonla değerlendirme yapılmış olduğu görülüyor. Bazıları gerçekten yaratıcı: “... Dernek, BDP'nin İslamiyet'e karşı bir parti olmadığı(!) izlenimini vermek ... maksadıyla kuruldu”. “Kürt tabanında İmamlar Derneği olarak bilinen oluşum, alternatif cuma namazları(!) düzenledi.” (Ünlemlere dikkat ediniz). “Übeydullah Özmen'in kızı Hacer Özmen ... PKK yanlısı eylemlere başörtülü olarak katılıyor. Örgüt dindar Kürtler'e karşı Hacer Özmen'i vitrin olarak kullanıyor.” Ne diyor magazinel siyaset bu fotoğraflar aracılığıyla: “Ey dindar Kürtler! Bu adam dindar falan değil, baksanıza gavurlar gibi gününü gün ediyor Bodrum’da. Siz bu adamdan da, bu adamın arkasındaki BDP (PKK, KCK, DTK)’den de kurtulun, “gerçek müslümanlar”ı destekleyin!” (Tabii buradaki gerçek müslümanların AKP ve cemaatler olduğunu söylemeye bile gerek yok)

Magazin-siyaset ilişkisinin altını çizen bu tür haberler önümüzdeki günlerde de ağırlığını sürdürür mü bilemeyiz; ama şu kadarını söyleyebiliriz ki, bu tip görüntüler birilerinin eline geçtiği sürece –sadece bir haber değil- bir devlet/hükümet politikası olarak bir yerlerde yayınlanmaya devam edecektir. Çünkü okuduğumuz havuz ve deniz fotolu bu haberler AKP ile Kürt hareketi arasında Kürt illerinde yaşanan kıyasıya rekabetin izdüşümlerinden başka birşey değildir. Ve egemenlerin cephesinde bu rekabet boyunca kullanılacak “magazin” gibi bir de itibarsızlaştırma silahı vardır.{jcomments on}