İçerik
Güncel Yazılar
Seçim değerlendirmesi - Yavuz Alogan
AKP, balkon konuşmasının da açıkça yansıttığı “emperyal Osmanlı” söyleminde ısrar ettiği taktirde devrilecek, bir tür taşeron “alt emperyalizm”e razı olduğu oranda iktidarını güçlendirecektir. ekonomi müstevlilerin siyasi emelleri doğrultusunda bir şantaj aracı olarak kullanılacak, AKP küresel güçlerin taleplerine tam bir itaat göstermediği taktirde, iktisadi meltemler sert poyrazlara dönüşebilecektir.
AKP seçim çalışmalarını 1 200 000 kişiden oluşan, her türlü propaganda malzemesiyle teçhiz edilmiş, altında arabası, cebinde parası, yörelerde organik ilişkileri olan, topyekûn iktidar hedefine kilitlenmiş disiplinli bir kadroyla yürüttü; devletin bütün imkânlarını ve “din kardeşliği”ni sonuna kadar kullandı. Bu sayının CHP için 100 000 civarında, MHP için ise daha az olduğunu sanıyorum. Bu iki partinin seçimlerden önce başlarına gelenler, kadrolarının mevzilenmesinde bir dengesizlik yarattı ideolojik bir kargaşaya ve duraksamalara yol açtı. Sath-ı mâil’inde yuvarlanmakta oldukları seçimlerin, ahlâksız tuzaklar yüzünden gayrimeşru olduğunu bile söyleyemediler. Başbakan’ın Çorum’daki “Ebu Suud Efendi” gafı ve “biz olsak asardık” muhabbeti olmasaydı, AKP oy oranını daha da artırabilirdi.
Yüzde elli oy oranının AKP’nin istediği sistem değişikliğini zorlaştırdığı söylenebilir. Ancak bu parti tam bir ideolojik/siyasal hegemonya kurma yönünde ilerlemeye devam edecektir. Muhafazakârlık, sağcılık, dincilik, gericilik bütün menfaat ağlarıyla birlikte güçlenecek; tarikatların çarkları sermayeyle yağlanacak ve ballanacaktır. Kadınlara yönelik baskılar ve cinayetler artacak; kişi başına kitap okuma oranı daha da düşecek; büyük medya AKP’ye kul köle olacak; “fakir fukara garip guraba” AKP’nin inayetine daha bir muhtaç hale gelecek ve imamlar “grev büyük günahtır” deyu hutbe okuyacaklardır.
AKP dışında bütün siyasal partilerin iç sorunlar yaşayacağı görülmektedir. CHP’nin liberal ve ulusalcı kanatları büyük ihtimalle ayrışacak; MHP ise ağır bir “liderlik” krizi yaşayacaktır. Seçimlerden büyük bir başarıyla çıkan BDP’nin Anayasa konusunda AKP’yle uzlaşmaktan başka çaresi yoktur. PKK ise kendi varlığını korumaya, mevzilerini güçlendirmeye çalışacaktır. AKP yeni dönemde TSK’yı ayıklamaya devam edecek ve onu kendi emir ve komutası altına alma çabalarını hızlandıracaktır.
Sosyalistlere gelince, Ertuğrul Kürkçü’nün Dev-Genç bayrağını TBMM’ye taşıması, her ne kadar icazetle olsa da, önemli ve değerlidir; bütün bir devrimciler kuşağının sorumluluğunu üzerinde taşımaktadır. Şahsen ben “milli demokratik devrimci” Doğu Perinçek’in de orada olmasın isterdim. Bütün devrimciler, sosyalistler ve komünistler için bundan sonra “tek yol sokak, tek yol devrim”dir; “sayımızın azlığına düşmanın çokluğuna bakmadan, yılmadan, usanmadan…”
Türkiye’nin kaderi Ortadoğu bağlamında Büyük Güçler tarafından belirlenecektir. AKP, balkon konuşmasının da açıkça yansıttığı “emperyal Osmanlı” söyleminde ısrar ettiği taktirde devrilecek, bir tür taşeron “alt emperyalizm”e razı olduğu oranda iktidarını güçlendirecektir. Ekonomi müstevlilerin siyasi emelleri doğrultusunda bir şantaj aracı olarak kullanılacak, AKP küresel güçlerin taleplerine tam bir itaat göstermediği taktirde, iktisadi meltemler sert poyrazlara dönüşebilecektir. Küresel krizler dünya çapında yeni devrimci güçleri tarih sahnesine çıkaracaktır.
15 Haziran 2011{jcomments on}

