Siyasette bazı kırılma noktaları vardır, başta yara aldığımızı düşünsek de eğer süreci doğru okuyabilirsek ve bu doğrumuzu birçoklarına kabul ettirebilirsek, kazançlı bile çıkabiliriz. Bardağa dolu tarafından bakmak da denilebilir ancak sadece bakmak yetmez, önemli olan herkese gösterebilmektir. Örnek olsun; AKP’nin Tekel direnişinde takındığı yalana dayalı saldırgan tutum çoğumuzu öfkelendirmiştir. Sonrasında Tekel işçilerinin 2. Ankara Seferinde, polis saldırısı… Evet, umut veren bir direnişin sönümlenmesi üzücü de olsa, yapılan saldırılar, AKP’nin demokrat imajının üstünü kalınca çizmiştir. Hatırlayın, direniş sayesinde, AKP’ye imajmakerlık yapan Ufuk Uras bile sesini kesmişti. Bugün anayasa tartışmalarında, ‘evet’ diyen solcu ve sendikacılara, Tekel direnişini, AKP’nin direniş sürecindeki tavrını hatırlatmak ve bu iradeden emekçiler adına olumlu bir şey beklemenin yersizliğini üstüne basa basa söylemek gerek. AKP’nin ve polisinin her saldırısına sevinelim demiyorum elbette, ancak bazılarının elimizi kuvvetlendirdiği de bir gerçek…
İçinden geçtiğimiz, bol anayasalı günlerin en büyük faydası ne oldu derseniz, solun, liberallerle arasına net bir sınır çekmesi derim. Aradaki duvarı yükselttik. DSİP, EDP gibi örgütlerin ve Ufuk Uras gibilerin ‘evet’ cephesini güçlendirdiğini düşünüp üzülmeyin. Emperyalizmin ‘Yeni Sol’ projesinin Türkiye şubelerinin deşifre oluşu az buz bir iş değildir. Bunu da nerden çıkardım? Gerçek ve sanal âlemde dillendirilen onca tepkiye bakarsanız, sosyalist çevrelerin dışında bile, bu ‘yeni solcu’ların epey tepki topladıklarını, gerçek niyetlerinin belli olduğunu görürsünüz. Artık öyle cemaat televizyonlarına, gazetelerine çıkıp, bir de kendilerine sosyalist deyip, AKP’nin kıçında demokrasi sondajı yapamazlar, yapsalar da aklı başındakileri inandıramazlar. Ancak bunların misyonu, aramıza sızmak ve değerlerimizi çürütmek olunca, olanca netleşen tabloya karşı bile bir savunma mekanizması geliştirebiliyorlar.
Zorlasanız da olmaz
AKP’nin her açılımına soldan destek çıkan bu unsurların, savunma mekanizması hep aynıdır. Ergenekon davasında da böyleydi, 12 Eylül hesaplaşmalarında da… Neymiş? AKP tabii ki gerçek demokrat değilmiş, kendileri AKP’yi zorlayarak demokrasiyi getirteceklermiş. AKP tabii ki kontrgerillayı çözemezmiş, kendileri AKP’yi zorlayarak kontrgerillayı çökerttireceklermiş. AKP’nin anayasası tabii ki yeterli değilmiş, kendileri 13 Eylül gününden itibaren AKP’yi zorlayarak yepyeni bir anayasa isteyeceklermiş…
Doğan Tarkan’ın, bu durumu ‘burjuvaziyi zorlayarak, sosyalizmi kurdurtmak’la özetleyebileceğimiz özgün bir şekilde teorize edip, halka açmasını bekliyorum (isim için zorlama teorisi uygundur)
Çünkü bu cenah, bizi öyle masallara inandırmak istiyor ki… AKP’nin tamamen zıt gerekçeler ve amaçlarla açtığı konuların üzerine sazan misali atlayıp da, sanki solun ve sınıf mücadelesinin önü açılacakmış gibi gösteriyor. Oysa vazgeçilmiş ‘kahramanların’, son kullanma tarihi geçmiş kontrgerillacıların, yeni düzene ayak uyduramayacak çetelerin tasfiyesini hedefleyen, önümüze bir karikatür atıp, aslolanı, Çiller’i, Ağar’ı, Erbakan’ı, Demirel’i görmemizi engelleyen ve sermayeyi temize çıkarmayı amaçlayan bir davanın solun ve halkın hanesine yazacağı hiçbir şey yoktur. Aynı şey, Amerikancılığın, piyasacılığın, dinci gericiliğin sorgulanmadığı, 12 Eylül hesaplaşması için de geçerli.
Bize diyorlar ki; AKP, sermaye sınıfının tüm pislikleriyle hesaplaşabilir. Hayır… Baskın Hoca’nın bütün uğraşlarına rağmen, biz henüz, bizi biz eden ‘ezber’lerimizi bozmadık. Biz hala burjuvazinin tüm pislikleriyle ancak işçi sınıfının hesaplaşabileceğini düşünüyoruz ve burjuvazinin temsilcilerinden, Amerikan uşaklarından böyle bir olta gelince, atlamıyoruz… AKP, kendi iktidarını pekiştirmek, devletin tüm kurumlarına nüfuz edebilmek ve ‘Kamu yararı gibi subjektif bir kavramla birçok özelleştirme kararı’nın engellenmesini engellemek için, ‘küresel sermayenin Türkiye’de yatırım yapması ile ilgili birçok zorluk çıkarıl’masına engel olmak için, bir 12 Eylül güncellemesi yapıyor. Yani değişiklik mevzusu tamamen halk düşmanı bir içerikle önümüze konuyor. Liberaller de, zorlarsak demokratik yaparız, zorlarsak özgürlükçü yaparız diyorlar. Sanki AKP işin ucuna gelmiş de, Doğan Tarkan üflese halkçı olacak, özgürlükçü olacak
Zorlamaya niyetiniz yok ki
İşin asıl püf noktası, bu liberaller AKP’yi iyi niyetli ancak kılavuzsuz bir acemi olarak görüyorlar da bir çocuk saflığıyla mı destekliyorlar? Hayır… AKP’nin asıl amaçlarının bal gibi farkında, hinoğlu hinler… Önce destekleyin, sonra biz zorlayacağız, orasını bize bırakın diyorlar. O zaman söyleyeyim; Atilla Kıyat, 3 Ağustos’ta, kontrgerilla işlerinin devlet politikası olduğunu ve 1993–1997 yılları arasında görev yapan başbakan ve cumhurbaşkanlarının bunu bildiğini itiraf etti. Hadi zorlayın bakalım… AKP’yi zorlayın ve gerçek kontrgerillayı gizlemek için kullanılan bir davada Çiller, Ağar, Erbakan ve Demirel gibi kodamanları sanık sandalyesine oturtun… Bu itiraftan bugüne ne kadar zaman geçti, hiç zorlamadınız. Elinize bu kadar net bir kanıt geçmiş, haydi durmayın, zorlayın…
Liberallerin ‘Zorlama Teorisinin’ tiksindirdiği bir başka kişi olarak Ali Ergin Demirhan’ın sendika.org'ta yayınlanan yazısına bakmakta fayda var, diyor ki; ‘Sekiz yıllık iktidarı boyunca AKP’yi zorlaya zorlaya bir hal edip 13 Eylül’de de devrimci kalkışmaya hazırlandığı anlaşılan bu zevatın sloganı, 1982 darbe anayasası oylanırken evet diyenleri anımsatıyor. Onlar da neden evet dediklerini aşağı yukarı şu cümleyle savunmuştu: ‘Darbe yönetimi yerini demokrasiye bıraksın diye şimdi ‘Yetmez ama evet’ diyoruz.’
Bu arada, belki başta belirtmek lazımdı ama şimdi söyleyeyim; bunların zorlamaktan kastını, sakın, büyük kitlesel eylemler, radikal hareketler, grevler, barikatlar falan zannetmeyin, İstiklal Caddesinde düdük çalmaktır…
Velhasıl kelam; bu açıdan baktığımızda referandumdan ‘evet’ de çıksa ‘hayır’ da çıksa, anayasa tartışmaları nedeniyle maskeleri düşen hinoğlu hinlerden, yalancılardan ve militan AKP’lilerden kurtulduk.
‘Yetmez ama iyidir’
18 Ağustos 2010{jcomments on}