Anasayfa İçerik Güncel Yazılar Komünist, bilim insanı özelliğine (de) sahip olmalı - Sadık Varer

Komünist, bilim insanı özelliğine (de) sahip olmalı - Sadık Varer

Bu meseleyi önemsemek lazım; kapitalizmi süpürüp atmayı ve özgür bir gelecek kurmayı amaçlayan komünistler, bu işin üstesinden gelmek için, Bilim ve siyaset denklemini yeniden kurmalı; büyük bir ciddiyetle ve hiç zaman kaybetmeden bilim insanı özelliğini yeniden kazanmaya başlamalıdırlar.

bilim-insani-komunist1917 Ekim Devriminden birkaç yıl sonra, emperyalist kuşatma ve iç savaş koşullarında “zorunlu bir geri adım” vurgusuyla alınan ve fraksiyonları, dolayısıyla sosyalizm içi ‘farklı’ düşünceleri yasaklayan 10. Kongre Kararlarının zaman içinde teorize edilip kalıcılaştırılması yüzünden emek dünyasının tarih yapıcıları bilim insanı özelliğini yitirmeye başladılar.

Anlaşılır bir şeydir bu; sosyalizm projesinde yeri olmayan tekil irade konumundaki “yüce önder”in “resmi düşünceleri” ile çelişenlere uygulanan trajik tasfiye eylemleri, düşünen sosyalist insanı yok etti. Çok geçmeden, yönergelerle belirlenmiş alanlar dışında bilim ve teori yapma cesaretini gösterebilen kimse kalmadı. Teori yapmanın tehlikeli bir iş olduğunu gören Komintern siyasetçileri, “Yüce Önder Genel Sekreter Yoldaş”ın prototipleri haline dönüştüler ve iki satırlık bilimsel bilgi ile yüz satırlık politika yapmayı başarmak gibi yeni bir özellik edindiler. Kapitalizm, yaşamın her alanında ama özellikle üretim süreçlerini doğrudan etkileyen bilimsel–teknolojik alanda ciddi gelişmeler kaydederken, kapitalizmin izini sürmek, çözmek, dünyayı yeniden ve yeniden yorumlamak yerine, Skolastiklerden farksız bir tutumla gelişmeleri onlarca yıl önce yazılmışlarla ‘açıklama’yı tercih ettiler. Daha da kötüsü; bu gerilik, Komintern aracılığıyla komünistler dünyasının neredeyse bütününe yayıldı.

Bu yüzden, günümüzde sermaye dünyasını anlamak ve yorumlamak için hala Lenin’in 1916‘da kaleme aldığı Emperyalizm kitabını açmakla yetinenlere sıklıkla rastlıyoruz…

Elbette, Lenin’in Emperyalizm başlıklı çalışmasının açıklayıcı ömrünü sonsuzlaştırmak, bilim insanı özelliğine de sahip bir komünistin anlayabileceği bir şey değildir.

Emperyalizm başlıklı çalışmanın açıklayıcı ömrü, emperyalistler arası ikinci paylaşım savaşının bitimine kadar sürdü. Savaş sonrasında emperyalist-kapitalist dünyada, Lenin’in Emperyalizm çalışmasında yer almayan yeni ilişki biçimleri ortaya çıkmaya başladı. Örneğin, Lenin’de emperyalistler arası ilişkinin antagonist karakterine yapılan vurgu temel değerde bir saptama idi ve devrim teorisi de bu saptamadan yola çıkılarak oluşturulmuştu: Emperyalistler arası çelişkiler uzlaşmaz karakterdedir; bu çelişkiler emperyalist devletleri kaçınılmaz olarak pazarların yeniden ve yeniden paylaşılması için savaşa sürükleyecektir, savaşın ortaya çıkartacağı uygun ideolojik ve siyasi koşullardan yararlanarak devrim gerçekleştirilebilir ve emeğin iktidarı kurulabilir…

Bilindiği gibi bu teorinin doğruluğu, ikinci savaş sonrası dünyanın üçte birini emperyalist – kapitalist sömürünün dışında tutmayı sağlayan devrimlerle kanıtlandı.

İkinci paylaşım savaşından sonra pazarlarının üçte birini kaybeden ve özellikle askeri alanda, SSCB merkezli meydan okuyan bir güçle karşılaşan emperyalizm, gönülsüzce ama mecburen yeni bir ilişki biçimi örgütlemeye koyuldu. Lenin’in Emperyalizm teorisinde olmayan çok önemli bir şey başlığa çıkartıldı: entegrasyon..

1951 Paris Antlaşması, entegrasyon sürecinin başlangıcıdır. Bu antlaşma ile, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu. Bunu, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nun kuruluşu izledi ve sonuçta, emperyalizmin merkezi Avrupa’nın bütün kapitalist ülkelerini ekonomik, siyasi, askeri, kültürel açıdan ‘birleştiren’ ve Avrupa Birliği’ni ortaya çıkartan muazzam bir gelişme yaşandı.

Kanımca, sermaye dünyasındaki gelişmeleri izleyen komünistler, Lenin’in 1916 yılında yazdığı Emperyalizm kitabına “Emperyalizm I” deyip, “Emperyalizm II”yi yazmaları gerekirdi. Ve yine, reel sosyalizmin dağılmasından sonra başlığa çıkartılan globalizmin ya da küresel kapitalizmin çözümlemesini yaparken de “Emperyalizm III” yazılmalıydı !...

Ne var ki, komünistler dünyasında hatırı sayılır bir kesim, aradan geçen yaklaşık bir asırlık zaman içinde sermaye dünyasında yaşanan devasa değişimlere rağmen, tek başına dünyanın bugününü anlama olanağı sunmayan Lenin’in emperyalizm teorisiyle yetinme ısrarını sürdürüyor.

Bu meseleyi önemsemek lazım; kapitalizmi süpürüp atmayı ve özgür bir gelecek kurmayı amaçlayan komünistler, bu işin üstesinden gelmek için, bilim ve siyaset denklemini yeniden kurmalı; büyük bir ciddiyetle ve hiç zaman kaybetmeden bilim insanı özelliğini yeniden kazanmaya başlamalıdırlar.

Bunu mutlaka başarmamız gerekiyor, çünkü çok iyi bilinir ki, dünyanın bugününü çözecek ve yorumlayacak düzeyde bilimsel bilgiye sahip olmayanların dünyayı değiştirmeleri mümkün değildir…