Anasayfa İçerik Güncel Yazılar Hopa Davası’ndan ders çıkarmak ve başarının formülü - Uğur Erözkan

Hopa Davası’ndan ders çıkarmak ve başarının formülü - Uğur Erözkan

hopa 9 aralikHer halükarda yapılması gereken şey, AKP’nin saldırısına karşı örgütlü ve birleşik bir mücadele vermektir. Mümkün olan en geniş cephe kurulmalı; ayrı ayrı yürütülen hareketler birleştirilmelidir.

 

9 Aralık’ta görülen, Ankara’daki Hopa davasının ilk duruşmasının, ders niteliği taşıyan önemli sonuçları oldu. Gerek duruşma salonunda, gerekse adliye önünde yaşananlar ve duruşmanın sonucu, solun uzun zamandır hasret olduğu bir hava yarattı. Henüz sabahın erken saatlerinde, kar yağışına ve soğuk havaya rağmen kitlesel bir şekilde Ankara Adliyesi önündeki meydanı dolduran kalabalık, coşkulu bir miting düzenledi ve ardından adliye binasının yanındaki kapının önünde duruşma salonundan gelecek haberler beklenmeye başlandı. Bekleme süresince halaylar çekildi, horonlar oynandı, tiyatro gösterileri düzenlendi… Sabah saatlerinde yağan kar, öğleden sonra durmuş, akşamüzeri ise dondurucu bir soğuk çıkmıştı. Ateşler yakıldı, insanlar umutlu bekleyişlerini sürdürdü. Mahkeme salonunda savunma yapan tutukluların zekice esprilerle yaptıkları savunmalar, dışarıda bekleyenlerin yüreklerini ısıttı.

Ancak duruşmanın gidişatına ilişkin genel hava çok da olumlu değildi. İnsanlar umutla ve kararlılıkla bekliyorlardı; ancak uzun zamandır uydurma iddialarla tutuklamalara ve keyfi cezalara tanık oldukları için ortaya koydukları dayanışmanın amacına ulaşabileceğini tahmin etmiyorlardı. Zira sabah saatlerinde, İstanbul’da görülen Cihan Kırmızıgül’ün davasında “tutukluluğun devamına” karar verilmiş, kamuoyunda “puşi davası” olarak bilinen ve delillerle iddialar arasındaki uçurum, öğrencilerin yargılanması vb. yönleriyle çoğu kişi tarafından Hopa davasıyla birlikte “hukuksuzluk örneği” olarak gösterilen bu davanın sonucu Ankara’da morallerin bozulmasına yol açmıştı. Belki insanların içlerinden bir ses “herkes tahliye olsa” diyordu ama o sesin söylediği, yaşanan acı deneyimlerin ağırbaşlılığıyla “birkaç kişi tahliye olur” şeklinde dile getirilebiliyordu. En iyimser tahminler bile “yarısı tahliye olur” şeklindeydi. Ancak akşam olup kararın açıklanmasına sıra geldiğinde ihtiyatlı tahminler yerini yoğun bir sevinç dalgasına bıraktı. Yalnızca adliye önünde bekleyenler değil, bütün memlekette insanların içi içine sığmadı. Sosyal medya tahliye haberleriyle dolup taştı. Uzun zamandır sürekli saldırı altındaki solun böyle bir başarıya ihtiyacı vardı. Nitekim kutlamalar da hakkıyla yapıldı. Haberi aldıktan sonra biraz erken yatanlar yataklarına sevinçle girdiler. Kutlamaları biraz daha uzatanların ise, İstanbul’dan gelen bir haberle sevinçleri kursaklarında kaldı. AKP’nin polis devleti, bir gecelik sevinci bile çok görmüştü. Devrimci Karargah soruşturması kapsamında gözaltına alınan 19 kişiden 14’ü tutuklanmış, 5’i serbest bırakılmıştı.

Yarınlar’ın Kasım 2011 tarihli 31. sayısının kapak dosyasında Devrimci Karargah davasını, Hopa, Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarıyla birlikte “yeni rejimin zor aygıtları” olarak tanımlamıştık. Çünkü bu davalar, operasyon niteliği taşıyordu. AKP’nin yeni bir rejim kurmak için kendine sorun çıkarma potansiyeli olan bütün muhalefet unsurlarını “temizleme operasyonu” olarak işlev görüyorlardı. Hopa davasındaki tahliye ve Devrimci Karargah davasındaki tutuklama kararları bu yönüyle ele alındığında Hopa başarısının AKP’nin muhalefete yönelik saldırısında bir duraksama ya da geri dönüş niteliğinde olmadığı kolayca anlaşılabiliyor. Nitekim sosyal medyaya yansıyan “devlet kaşıkla dağıttığı adaleti kepçeyle topluyor” şeklindeki yorumlar, olayların sıcağında insanların ne kadar hızla umutsuzluğa kapıldığını gösteriyor. Nitekim Hopa’yı “adaletin tecellisi” olarak görürsek, Devrimci Karargah’ı “adaletsizlik” olarak tanımlamak, haliyle bu davalarda kararları veren hakimlerin adaleti hakkında konuşmak zorunda kalırız.

Aslında biraz geri çekilip manzaraya öyle bakmamız gerek. Çünkü sosyal medyada “adaletin dağıtılma şeklini” sorgularken o manzarada kendimiz yokmuşuz gibi davranıyoruz. Oysa elimize pankartı, dövizi alıp sokaklara çıkmıştık; “dokunan yansa da dokunacağız” demiştik. Elimiz kalem tuttuğu ölçüde hukuksuzlukları yazmış, dilimiz döndüğünce anlatmış, kamuoyunda yaşanan hukuksuzlukları teşhir etmeyi başarmıştık. Sosyalist parti ve çevreler, sendikalar ve meslek örgütleri, gazeteciler ve muhalif milletvekilleri, aydınlar ve sanatçılar… Ankara’daki Hopa davasına giden süreçte son bir haftanın gündemini büyük ölçüde belirlemeyi başardılar. Televizyonlarda haberlerle ve tartışma programlarıyla, gazetelerde köşe yazılarıyla, sosyla medyanın her yerinde paylaşımlarla, üniversitelerin duvarlarında afişlerle insanlar dayanışmaya çağrıldı. İşte 9 Aralık’ta mahkeme salonunda herkesin tahliye edilmesini sağlayan kampanya böyle örgütlendi. “Sağlayan” diyoruz, çünkü bu kampanyanın, duruşma sonucunu önemli ölçüde etkilediğini düşünüyoruz. Eğer memlekette sürüp giden hukuksuzluğa dur denecekse, bunun ancak böyle başarılı kampanyalar sayesinde olacağı kesindir. Bu anlamda Ankara’daki Hopa davasından çıkarılacak bazı sonuçlar vardır. Bu sonuçlar doğrultusunda memlekette süregiden hukuksuzluğa karşı mücadelenin de gevşemeden devam etmesi zorunludur.

Sorunu doğru tespit etmeliyiz
Herşeyden önce yapılması gereken en önemli şey, sorunu doğru tespit etmektir. AKP’nin saldırısına maruz kalan bütün çevreler için bu geçerlidir. Şu anda birçok kampanya ayrı ayrı yürütülmektedir. KCK davasına karşı ayrı, Ergenekon davasına karşı ayrı, Hopa davasına karşı ayrı, Balyoz davasına karşı ayrı, Devrimci Karargah davasına karşı ayrı kampanyalar yürütülmektedir. Bu bölünmüşlüğün nedeni sorunun yanlış tarif edilmesinden kaynaklanmaktadır. Örneğin Halkevleri durumu, “haklar mücadelesine” saldırı olarak yorumlarken İşçi Partisi “ulusalcı güçlere” saldırı olarak yorumlamaktadır. Teker teker bakıldığında bu tespitlerin ikisi de yanlış değildir; ancak sorunu tam olarak tespit etmekten uzaktır. Her iki tespit de bu davaların AKP’nin inşa etmeye giriştiği yeni rejimin oluşturulmasındaki rolünü gözardı etmektedir. Eğer AKP iktidarını ve onun operasyonlarını doğru bir şekilde tespit edemezsek, onun saldırılarına karşı koymak da imkansız hale gelir. Emekçi halkın bütün haklarını ve özgürlüklerini gasp eden son derece vahşi ve saldırgan bir rejim, AKP tarafından inşa edilmektedir. Yukarıda saydığımız davalar da bu amaçla yürütülmektedir. Hedeflenen şey bir eylemlilik değil, “eyleme geçme” potansiyelidir. AKP, “biz işimizi bitirene kadar ayak altında dolaşmasınlar” diye küçüklü büyüklü bütün muhalefet odaklarını siyaset alanının dışına atmaya çalışmaktadır. Daha vahimi, bu operasyonları düzenleme tarzıdır. Öyle mesnetsiz delillerle suçlar imal edilmektedir ki, iddianamelerden polislerin ve savcıların kin duygusuyla davrandığı izlenimi ortaya çıkmaktadır. Bu duruma tanık olanlar kolaylıkla “dokunan yanar” mesajını almaktadır. Böylece oluşacak tepkiler peşinen engellenmektedir.

Örgütlü ve birleşik mücadele
Yine de 9 Aralık’ta başarıya ulaşan kampanya gibi kampanyalar örgütlenebiliyor. Demek ki hala umut var. Üstelik bu kampanyaların bileşenlerinin bir kısmı ortaktır. Özellikle Hopa, Devrimci Karargah ve KCK davalarına karşı yapılan eylemlere katılan çevreler büyük oranda aynıdır. Genellikle sosyalistlerden ve Kürt hareketinden oluşan bu çevreler, zaman zaman Ergenekon davasına karşı örgütlenen eylemlere de katılmaktadırlar. Özellikle “gazetecilere özgürlük” eylemlerine katılan kitle hemen hemen her çevreden insanları kapsamaktadır. Bu eylemlerde, ulusalcı çevrelerden gelenlerle Kürt hareketinden gelenler yanyana yürümektedir. Ortak amaç doğrultusunda yanyana gelinebilmiştir. Bunun başarılmış olması önemlidir; ancak kesinlikle yeterli değildir. Birkaç ay önce ÖDP Genel Başkanı Alper Taş’ın Ulusal Kanal’a ve Aydınlık Gazetesi’ne gerçekleştirilen operasyona karşı açlık grevi yapanlara destek olmak amacıyla yaptığı ziyaret, birçok sol çevre tarafından kıyasıya eleştirilmiştir. Alper Taş’ın ziyareti, “İşçi Partisi’yle ittifak arayışı” şeklinde sunulmaya çalışılmış, Taş’ın, AKP’den zulüm gören gazetecilerle dayanışma çabası sol içi kadim tartışmalara kurban edilmiştir. Oysa söz konusu operasyon taşı yerinden oynatacak cinsten bir pervasızlık örneğidir. Hükümetin yolsuzluğunu ortaya koyan bir ses bantı yayınladığı için gazeteciler hedef alınmıştır. Sol ise bu vahim olaya isyan etmek yerine İşçi Partisi’nin sol düşmanlığını sayfalar dolusu anlatıp durmuştur. Böyle bir operasyon karşısında sessiz kalmak, bu suça ortak olmaktır; AKP’nin hedef aldığı kesime saldırmak ise, niyetiniz bu olmasa bile AKP’nin hukuksuzluğuna destek olmak anlamına gelir. Her halükarda yapılması gereken şey, AKP’nin saldırısına karşı örgütlü ve birleşik bir mücadele vermektir. Mümkün olan en geniş cephe kurulmalı; ayrı ayrı yürütülen hareketler birleştirilmelidir.

Kamuoyu yaratmanın önemi
Başarıdan ders alacaksak 9 Aralık duruşmasından alacağımız en önemli ders kamuoyu yaratmanın ne kadar önemli olduğudur. Ankara’daki Hopa davasında kamuoyu yaratmak için uygun koşullar vardı. Herşeyden önce çok çaba sarfedildiği kesindir. Medyada davanın saçmalıklarını yeterince duyurmak için gazeteler, televizyonlar ve internet mümkün olan en etkili şekilde kullanıldı. Bununla birlikte saç kestirme eylemleri türünden eylemlerin de kamuoyu yaratmada çok büyük katkı sağladığını söylememiz gerekir. “Tanınmamak için saç kestirdiler” iddiası bir iddianemeye ilk kez girmemiş olabilir. Ancak belki de ilk kez bu durumun saçmalığı karikatürize edilerek bir “delil” olmaktan çıkartılabilmiştir. Diğer yandan 9 Aralık duruşmasında, tutukluların savunmalarında yer alan mizah örnekleri de iddianamenin saçmalığını ortaya koymakta etkili olmuştur. Kendisine isnat edilen kamu malına zarar verme suçlamasına cevaben Ömür Çağdaş Ersoy’un “polis kafamı otobüsün camına vurarak camı kırdı, kamu malı bana zarar vermiştir” şeklindeki savunması, hem yıllardır gözaltında polisten şiddet görüp bir de kamu malına zarar vermekten ceza alanların yüreğini ferahlatmış hem de “halk halk diyorlar halkın malını kırıp döküyorlar” argümanlarına güzel bir cevap olmuştur. İddianame işte böyle yırtılıp atılır. Şu anda Hopa davası iddianamesinin halkın gözünde hiçbir ciddiyeti kalmamıştır. Bunun başarılmış olması çok önemlidir. İnsanları ancak bu şekilde “terör örgütüne üye olmak”la suçlananların yargılandığı bir davaya karşı mücadele etmeye çağırabilirsiniz.

Hedefin ortaklaştırılması
Son olarak mücadelenin hedefinin de doğru belirlenmesi gerekmektedir. AKP’nin yürüttüğü bu hukuksuz davaların esas nedeni güçlü bir iktidar tesis edebilmiş olmasıdır. Ancak ne kadar güçlü olursa olsun eylemlerine yasal kılıflar geçirmek zorunluluğu duymaktadır. Operasyonlarının yasal kılıfları ise mevcut Terörle Mücadele Kanunu (TMK)’dır. AKP’nin hukuk düzenine karşı mücadelede hedef alınması gereken de bu kanundur. Şu anda yürüyen mücadele gazetecilerin, öğrencilerin, aydınların tutuklanmasına karşı çeşitli başlıklarda yürümektedir. Bu kampanyalar, daha fazla insanın desteğini almak ve daha fazla kamuoyu yaratmak için çok gerekli ve önemlidir. Ancak tutuklu gazetecilerin, öğrencilerin ve aydınların bir kısmının serbest bırakılmasıyla sorun çözülmeyecektir. Medyada hemen hiç yer verilmeyen onlarca dava, Hopa davasındakine benzer deliller ve iddialarla yürütülmektedir. Mevcut kampanyaların ortak bir çatı altında toplanması kadar önemli olan şey ortak hedefe yönelmesidir. TMK, bu mücadelenin ana hedefi olmalıdır. AKP karanlığını yırtmak için ilk adım bu olabilir.