Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Güncel Yazılar Futbolu AK’lama operasyonu olarak şike soruşturması – Orhun Demir

Futbolu AK’lama operasyonu olarak şike soruşturması – Orhun Demir

İşte kiminin “temiz futbol için bir adım”, kiminin ise “suni gündem” dediği şike operasyonunu, aslında toplumsal yaşamın henüz AKPlileşmemiş bir alanının AKPlileşmesinin adımlarından biri olarak okumak ve operasyonun ekonomik yönünden ziyade politik yönüne vurgu yapmak daha anlamlı olacaktır.

futbolu_ak3 Temmuz Pazar günü başta Fenerbahçe kulübü başkanı Aziz Yıldırım olmak üzere, futbol dünyasından birçok kişinin gözaltına alınmasıyla gündeme gelen “şike operasyonu” iki haftayı aşkın bir süredir gündemdeki ağırlığını koruyor.

Futbolla ilgili herhangi bir mesele olduğunda “futbol sosyalistleri neden bu kadar ilgilendirir?” sorusunu -en azından- bu yazı için bir kenara bırakalım ve kısaca “ilgilendirir” diye yanıtlayıp geçelim.  Ardından da şike operasyonuna bakalım; fakat ağırlıklı olarak futbolla ilgili bu gündemin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini değil, nasıl değerlendirilmemesi gerektiğini konuşalım; zira bazen bir şeyin ne olduğu aslında ne olmadığı açıklanarak anlaşılabilir!

“Suni gündem” ve “temiz futbol” iddiaları
Her şeyden önce mevzuyu “suni gündem yaratma projesi” olarak okumamak gerekir! Aşırı radikal bir refleksle, şike operasyonunu, ülke gündemini işgal eden ve daha çetrefilli meseleler olan “Kürt sorunu”, “yeni anayasa tartışmaları” ve “yemin krizi” gibi sorunların yakıcılığını ört-pas etmek veya halkın dikkatini başka yöne yöneltmek için yaratılan bir tür suni gündem olarak değerlendirmemeliyiz. Peki neden? Birincisi futbol; tekabül ettiği milyonlarca dolarlık bir piyasa ağı, doğrudan ya da dolaylı olarak milyonların dahil olduğu bir toplumsal alan ve de son olarak sağladığı futbol-dışı güç/iktidar olanaklarının bir bileşkesi olarak düşünüldüğünde suni olamayacak kadar gerçek bir gündem olmayı hak etmektedir! İkincisi ise –birinciyle ilişkili olarak- operasyon sonucu gerçekleşmesi muhtemel sonuçlar düşünüldüğünde kendini gösterecektir: Aziz Yıldırım gibi futbola hükmeden bir futbol adamının gözaltına alınması ve tutuklanmasından, Fenerbahçe gibi Türkiye’nin en önemli spor kulüplerinden birisinin olası bir küme düşme cezası alması durumunda bunun futbol ekonomisinde yaratacağı maddi zayiata; Türkiye’nin uluslararası futbolda uğradığı (ve uğrayacağı) prestij kaybından, bu prestij kaybının yol açacağı maddi sonuçlara kadar her şey  -şike operasyonunun olası sonuçları arasında olup- durup dururken ve alternatifleri düşünülmeden saldırılamayacak kadar “kutsal” hedeflerdir endüstriyel futbolda. Tabi eğer şike operasyonunu endüstriyel futbola bir başkaldırı olarak görmüyorsak!

Şike operasyonu, suni gündem yaratma projesi olmadığı gibi, “futbolda arınma-aklanma operasyonu” da değildir! “Her şey çok güzel olacak” beklentisiyle futboldaki kirli ilişkilerin açığa çıkarıldığını ve bundan sonra “temiz futbol” seyredeceğimizi düşünenler fena halde yanılmaktadırlar. Milyonlarca doların aktığı, mafyatik organizasyonların oluşturulduğu, FİFA başta olmak üzere mevcut tüm kurumların (UEFA, TFF vb...) futbolu daha çok nasıl piyasalaştırabileceklerine kafa yorduğu, alt lig futbolcularının yaşadığı zor sosyo-ekonomik şartların şaşalı transferlerin gölgesinde kaldığı endüstriyel futbol temizlenemeyecek kadar çok kanaldan kirlenmektedir. Mevcut şartlar altında futbola yapılan her temizlik operasyonu kendi kirliliğini yaratacak kadar temiz olabilir ancak! Örnek vermek gerekirse; ancak yeni bir Aziz Yıldırım yaratacak kadar güçlüyseniz niyetiniz de “yeni bir Aziz başkan” ise Aziz Yıldırım’ı tutuklayabilirsiniz!

Şike operasyonunu sadece bir kişi (Aziz Yıldırım) üzerinden ele alıp, yaşanan operasyonu sadece ekonomik çıkar çatışması olarak değerlendirmek de yanlış olacaktır. Aziz Yıldırım’ın, salt Çalık grubu ile karşı karşıya geldiği ve kazandığı bir ihale yüzünden AKP iktidarı tarafından üzerinin çizildiğini düşünmek ya da bu meseleyi şike operasyonunun ana belirleyeni olarak görmek meseleyi fazlasıyla “ekonomik” algılamaktır. Meselenin ekonomik yönünün olduğu doğrudur, zira kartların yeniden dağıtılacağının anlaşıldığı milyonlarca dolarlık futbol arenasında aksini düşünmek abes olacaktır. Ancak, sadece Fenerbahçe spor kulübünün şimdiden piyasada uğradığı değer kaybı ve olası bir küme düşürme ya da ciddi bir puan silinmesi cezasının ardından Süper Lig’in satış haklarından Türkiye ekonomisine akacak olan meblağdaki kayda değer düşüş hesaplandığında bile, “ihale kavgası”nın şike operasyonunu yeterince açıklayamayacağı aşikardır.

Peki o zaman şike operasyonunun aslı astarı nedir? Öncelikle “futbol asla sadece futbol değildir” önermesinden hareketle yukarıda da belirtmeye çalıştığımız günümüz futbol dünyasının temel özelliklerini yeniden hatırlayalım: 1. Futbol milyonlarca dolarlık bir piyasaya tekabül eden dev bir kapitalist endüstridir (bacasız fabrika da denebilir) 2. Futbol milyonlarca insanın dolaylı ya da dolaysız olarak ilgilendiği bir spor türüdür ve belli bir sosyalleşme düzeyini de beraberinde getirdiğinden futbolla ilgili olan hemen her şey toplumun kendisiyle de ilgilidir. 3. Futbol, futbol-dışı güç ilişkileriyle organik bir bağa sahiptir. Kara para aklama aracı olarak kullanılmasından tutun, siyasi liderlerin kulüp yöneticilikleri yaparak önemli nüfuz edindikleri bir güç alanı olmasına (Berlusconi-A.C. Milan); şoven-milliyetçi ve dinci-gerici siyasetlerin tribünler üzerinden yaratmaya çalıştığı kitlesel etkiden tutun da hakem ve maç ayarlamalarında aktif rol alan mafyatik organizasyonların futbol içinde edindikleri yere kadar birçok açıdan, endüstriyel futbol müthiş bir nüfuz alanına denk düşmektedir. Böyle bir nüfuz alanı söz konusu olduğunda ise “siyaset kurumu”nun kendisi devreye girer ki nihayetinde Türkiye’de bugün olan da bundan başka bir şey değildir!

AKPlileşen Türkiye’nin AKPlileşen sporu: Futbol
Gelelim Türkiye’nin makro ölçekli siyasi analizine... Siyasi dengelerin AKP lehine yeniden kurulduğu bir Türkiye’de yaşadığımız artık tartışılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Ergenekon, Balyoz, Devrimci Karargah ve KCK davalarının da bu süreçte çok önemli bir yer tuttuğu ve bu davaların AKP’ye ve Gülen Cemaatine muhalif siyasi güçler üzerinde etkili olduğu da sözünü ettiğimiz tartışılmaz gerçeğin yine tartışılmaz olan bir sonucudur. Çok açıktır ki, ülkenin dokunulmazları artık değişmiştir! Bir zamanların dokunulmazları olan paşalar Silivri’de daha ne kadar yatacaklarını düşünürlerken, hakkında açılan davalardan sonra Türkiye’den kaçmak zorunda kalan Fethullah Gülen artık bir kanaat önderi, bir “dokunulmaz”dır. Belirttiğimiz bu siyasi iklim değişikliği, hiç kuşkusuz, sadece devletin üst kademelerinde yer alan bir-iki kast mensubunun yer değiştirmesinden ibaret bir gelişme değildir. Hatta; adliyesi, mülkiyesi, harbiyesi ve zaptiyesiyle topyekun bir devlet iktidarının el değiştirmesiyle sınırlı idari-kurumsal-siyasal bir değişiklik de değildir sadece. İklim değişikliği, Althusser’in, devletin ideolojik aygıtları olarak nitelediği bütün toplumsal alanlarda cereyan etmekte; devletin belli başlı kurumlarının yanı sıra, sermaye örgütlerinde, sendikalarda, üniversitelerde, STK’ların yapısında ve diğer bütün sosyal yapılarda önemli değişimlere yol açmaktadır. AKP ve Gülen Cemaati’nin hemen hemen bütün toplumsal alanlarda ilan ettiği, etmediyse de ilan etmek üzere olduğu hegemonyasını yansıtan bu önemli değişimin bir benzeri de bugün Türkiye’nin endüstriyel futbolunda yaratılmak istenmektedir. İşte kiminin “temiz futbol için bir adım”, kiminin ise “suni gündem” dediği şike operasyonunu, aslında toplumsal yaşamın henüz AKPlileşmemiş bir alanının AKPlileşmesinin adımlarından biri olarak okumak (AKPlileşmeyi aynı zamanda cemaatleşme olarak da okuyabilirsiniz) ve operasyonun ekonomik yönünden ziyade politik yönüne vurgu yapmak, bu bağlamda, daha anlamlı olacaktır.

Futbol-AKP ilişkisinin şike operasyonu öncesi en yakın örneğine bakıp, geçtiğimiz Ocak ayında Türk Telekom Arena Stadyumunun açılış törenini hatırlayalım:  Tribünler tarafından protesto edilen Tayyip Erdoğan’ın fazlasıyla “oralı” olmasına, Adnan Polat’ın başbakana nasıl yaranmaya çalıştığını ekleyelim. O süreçte bakanların, TOKİ başkanının, TFF’nin ve yandaş medyanın tepkilerini de unutmayalım: Yaşananlar aslında AKP’nin futbola “ilgisiz” kalmayacağını fiilen ilan etmesinden başka bir şey değildi! AKP’nin bu “ilgisi”, hiç kuşkusuz, Tayyip Erdoğan’ın eski bir futbolcu olmasıyla veya protestoya karşı duyduğu derin tahammülsüzlükle de açıklanabilir; ama sosyal hatta siyasal bir alan olarak “futbol” eski bir futbolcunun futbolla olan ilişkisini de, kişisel bir tahammülsüzlüğü de kat be kat aşar! Bir örnek de Beşiktaş cephesinden verilebilir: Yıldırım Demirören’in başkan seçildiği kongrede, eski İçişleri bakanı Abdülkadir Aksu’nun oğlu Murat Aksu’nun Beşiktaş kulübü başkanlığına adaylığını koyması da Futbol-AKP ilişkisinin temelsiz olmadığına bir kanıt sayılabilir.

Futbolda aklanma değil ama “AK”lama operasyonu olarak adlandırılması gereken bu operasyonun niteliğini deşifre eden birçok detaydan bahsetmek de mümkün. Her şeyden önce yukarıda dediğimiz gibi, “futbol asla sadece futbol değildir” önermesine dayanarak, Türkiye siyasetinde bu kadar hegemonik olmuş, burjuva düzenini kendi iktidarında cisimleştirmiş bir AKP-Cemaat ittifakının futbol gibi bir toplumsal alanı başıboş bırakması mümkün değildir. Bu operasyon, futbol alanında yaşanacak olan AKP-Cemaat merkezli değişimin en belirgin göstergesi ve Türk Telekom Arena’nın açılışıyla kıyaslanamayacak kadar büyük bir değişimin habercisi... Bu değişim, hiç de sürpriz olmayacak bir şekilde, ülkemizdeki “temiz eller” operasyonlarını yürüten Zekeriya Öz tarafından açılan dava ve ardından gelen gözaltı ve tutuklamalarla devam ediyor. Dikkat edilirse, ilk hedefler yine en az tepki doğuracaklar arasından seçiliyor. Örnek vermek gerekirse,Fenerbahçe camiası da dahil olmak üzere kimsenin “Aziz Yıldırım’ın bu tür işlerde bezi olmaz” diyememesi davanın meşruluğu için son derece önemli... Buna bir de, futbolun uzun zamandan beri şike vb. ayarlamalarla kirlenmiş dünyasının herkes tarafından bilindiği eklendiğinde meşruiyet sorunu olmayan bir dava olarak kendisinden önceki bazı davaları anımsatıyor mevcut şike davası! Futbolun Veli Küçük’ü sakın Aziz Yıldırım olmasın diye düşünmeden edemiyor insan!

Yandaş medyanın şike operasyonuna tam destek vermesi de oldukça dikkat çekici... Yazılı basın yayın organlarında boydan verilen manşetlerden, TRT Spor’un ana gündem maddesine “şike operasyonunu” koymasına kadar birçok gösterge davanın siyasi niteliğini gözler önüne seriyor! Şimdi AKP milletvekili olan Şamil Tayyar’ın Aziz Yıldırım ve beraberinde tutuklananlar için “Ergenekon’un kasası olabilirler” diye demeç vermesi, nerede ne zaman siyasi nitelikli bir operasyon yapılsa “gazetecilik dersi veren” Taraf yazarı Mehmet Baransu’nun tartışma programlarına çıkıp “daha tutuklanacak çok kişi var” diye “uyarı”larda bulunması ise şike operasyonu sırasında kimin ne tarafta saf tuttuğunun yerinde örnekleri olarak düşünülebilir.

Futbolun kirlenmiş birçok ismi, başta Aziz Yıldırım olmak üzere, bir bir tasfiye edilirken, “endüstriyel futbol yeni kahramanlarını bekliyor demek” yerinde bir tespit olacaktır! Gülen Cemaati ise, bazen doğrudan bazen de AKP aracılığıyla, önümüzdeki dönemde İhsan Kalkavan ve Hakan Şükür’ün yanına yeni isimler ekleyerek futbol içindeki etkinliğini arttırmak isteyecektir.

Son not: Bütün bu anlattıklarımızda masum olan tek şey futbolun kendisidir, onun hiçbir suçu yoktur!{jcomments on}