Anasayfa İçerik Güncel Yazılar 'Çevrecinin daniskası' olarak Yiğit Bulut - Onur Aksoy

'Çevrecinin daniskası' olarak Yiğit Bulut - Onur Aksoy

O kadar yaydan çıkmıştı ki bir yandan AKP’yi küresel sermayeye karşı olan bir alternatif, Türkiye’yi ise “Emperyal Kuvvet” olarak tanımlamaya kalkarken bir yandan da emperyal ve emperyalist kelimelerini liberal ve Marksist literatürlerde karşılaştırarak kendini ve AKP’yi aklamak için bin dereden su getiriyordu.

8908Gün geçmiyor ki iktidar kanatları altında kalemşörlük yapanlar, dün kara dediğine bugün “ak” diyen yandaş medya mensupları komik duruma düşmesin. İsimlerini saymakla bitiremeyeceğimiz, medyanın neredeyse tamamını kaplamış yandaş kalemşörlerden bu seferki kahramanımız “jöle düşkünlüğü” ile bilinen gazeteci Yiğit Bulut.

Beyefendiyi önce “ulusalcı” duyguları ağır basan bir ekonomi yazarı olarak tanıdı Türkiye halkı. Daha sonra Habertürk ekranlarına geçti ve ne hikmetse burada büyük bir değişim içine girerek sisteme “yandaş” Erdoğan’a “yoldaş” bir yayıncı olarak boy göstermeye başladı. AKP’nin “Kalfalık” döneminde ulusalcıları ve nihayetinde “Ustalık” döneminde işçi-emekçileri, Kürtleri ve kendine muhalif olan herkesi baskı altına alacağını daha “çıraklık” döneminde gören Yiğit Bulut dümeni kırmış ve Ergenekon kumpasları başta olmak üzere KCK ve benzeri davalarda da AKP’nin ekmeğine bal süren açıklamalarda bulunmaya başlamıştı.

Ödülünü şüphesiz ki Habertürk’te yükselerek ve astığım astık kestiğim kestik bir güç ile yönetime gelerek alacaktı. Artık onu kimse durduramazdı. Başkanlık sisteminin tartışıldığı dönemlerde birden “Yeni Osmanlıcılık” akımına kapılıp sonunu “Yaşasın cihan devleti, emperyal, güçlü Türkiye” diye bitiren yazılar yazıyordu. O kadar yaydan çıkmıştı ki bir yandan AKP’yi küresel sermayeye karşı olan bir alternatif, Türkiye’yi ise “Emperyal Kuvvet” olarak tanımlamaya kalkarken bir yandan da emperyal ve emperyalist kelimelerini liberal ve Marksist literatürlerde karşılaştırarak kendini ve AKP’yi aklamak için bin dereden su getiriyordu.

Bir başka yazısında dünyada artık 3 kutuplu güç dengesinden söz edilebileceğini dile getiren Bulut, bir kutba ABD’yi koyarken karşısına Rusya, Çin, Hindistan ve İran’ı koyuyor. (Askeri ve ekonomik açıdan ABD ile son yıllarda gayet “düzeyli” bir ilişkisi olan Hindistan değil miydi?) Bulut 3’üncü kutbu ise; Avrupa sınırından başlayan, Orta Asya'ya Azerbaycan ile giren, Hazar'a kıyısı olan ve Kuzey Irak ile İran'ın "bir bölümünü" de içine alan bir bölge olarak açıklıyor ve buranın tek bir elden yönetileceğini dile getiriyordu. Daha sonra bu 3. kutbun yöneticisi olarak İsrail’le Türkiye arasında bir rekabet yaşandığını, ancak Irak Savaşı’nı kazanamayan ABD’nin strateji değiştirdiğini ve bölgede yükselen güç ve müttefik olarak İsrail yerine kesin olarak Türkiye’yi tercih ettiğini belirtiyor.

Ancak Yiğit Bulut’un atladığı en önemli nokta, kendi deyimi ile bölgede güçlü bir emperyal devlet yaratmak isteyen ABD bu bağlamda Türkiye’yi hangi amaçla seçiyor ve ne yaptırmak istiyor? ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler ve geldiği nokta kılavuz istemeyecek kadar ortada iken, Türkiye bölgede NATO üssü olmuşken, her istendiğinde hükümeti ile muhalefeti ile meclisten onay anında çıkıyorken “emperyal” bir Türkiye hayali, üstelik bunun ABD’nin kollarında değil de Türkiye’nin bölgedeki yükselen gücüne olan ihtiyaçtan kaynaklandığını söylemek ancak Bulut gibi yandaşlara yakışır.

İşin aslı Bulut, ABD’nin BOP projesi kapsamında, gelinen noktada Türkiye’ye biçtiği rolün “Ilımlı İslam’dan evrilme Yeni Osmanlıcılık” olduğunu gayet iyi biliyor  ve bunu kendine göre bir ABD oyunu olarak değil AKP başarısı olarak sunmak için debelenip dururken komik duruma düşüyor. “Tam bağımsız bir Türkiye istiyorum” naraları ile “Ne ABD ne AB tam Emperyal Türkiye” sloganları atan Bulut, bir yandan “hangi etnik kökenden gelirse gelsin”, vatandaş olarak “bu ülkenin” her şeyini kontrol ettiği bir ülke istiyorum...” derken galiba Ermeni vatandaşları bu söylem içinde tutmuyor ki başka bir makalesinde Ermenistan ile olan ilişkiler konusunda şovenizmin doruklarındayken şunu yazıyor:

“Türkiye ne Ermenistan ile işbirliği yapmak zorunda olacak kadar küçük bir ülke, ne de Amerikan Başkanı’nın ağzına bakacak kadar önemsiz. Ermenistan, var olmak için bizle 'olmak' zorunda, ya bu gerçeği görürler ya da bu 'diyardan' giderler!”

Bulut’un ayrıca başbakanın “Ben çevrecinin daniskasıyım” sözünden etkilendiğini düşünüyoruz! Ağustos 2011 tarihinde kaleme aldığı yazıda  toplumun büyük tepkisi çeken ve Yalova’ya kurulması planlanan, dünyanın en büyük kimyasal depolama merkezi olacağı iddia edilen tesisten bahsediyor. 30 dönüm arazi üzerine kurulması planlanan depo, 150’ye yakın depolama tankını ve kendine ait bir iskelesini içerisinde barındıracak, Avrupa ve Amerika’dan birçok ülke depolamak istediği kimyasalları buraya gemiler ile getirecek ve limandan boşaltacak deniliyor. Yıllardır beklenen ve her defasında gerekli önlemlerin alınmadığı doğrultusunda hemfikir olunan olası Marmara depremi, bölgeden geçen fay hattı göz önüne alındığında tehlikenin boyutunun Yalova’yı aştığını görüyoruz. İşte yazısında tüm bunlara dikkat çeken Bulut yine kendine yakışır bir biçimde final yaparak şöyle diyordu:

“Türkiye buna İZİN vermiş olamaz! Bu işi takip edenler ‘bizi hükümet destekliyor, olur aldık’ diyorlar ki; BEN BUNA ASLA AMA ASLA inanmak istemiyorum ve inanmıyorum! Bu hükümet küresel-emperyal güçlere karşı büyük bir savaş verdi ve IMF'yi Türkiye'den kovma başarısını gösterdi. Böyle bir gerçeklik içinde ‘Hollanda Kraliçesi'nin İsrail kökenli ortakları’ ile Türk halkını zehirlemesine asla ama asla izin ve onay vermeyecektir! DURDURUN BU TESİSİ! Türkiye'yi sevenlere DUYURULUR!”

Sayın Bulut yeni uyanmış. Oysa kendisinden çok önce (01.07.2011) BirGün gazetesi olayın vahim sonuçlar doğuracağını bildiriyordu. Ayrıca Çevre ve Şehircilik Bakanlığından yapılan, bu deponun atık değil yağ ve petrol türevi ürünlerin saklanmasında kullanılacağı açıklaması Bulut’u rahatlatır da yanlış anlamışım diyerek övgü dolu yazılarına devam eder mi bilinmez.

Ama insanın sorası geliyor. Hadi emperyalist güçler tarafından Ortadoğu’yu şekillendirme oyununun Türkiye ayağında görev yapmak üzere başa getirilen AKP’yi yine o Küresel-Emperyal (Emperyal Türkiye?) güçlere karşı savaşıyormuş gibi gösterme komedisini, Erdoğan'ın  ağzından çıkan ''gövde gösterisi'' tarzındaki her sözden kendine pay çıkarıp havaya giren ve uçtukça uçan analizlerini geçelim;  “Nükleer enerjiyi tüp gaz” seviyesine indirerek “Risksiz yatırım olmaz” diyenler, Yalova’daki tesis için “buna izin vereceklerine inanmıyorum” dediklerin değil miydi? Peki “İnternete baktım nükleer santraller temiz” diyenler? Mersin’de nükleere karşı eylem yapanlara karşı uygulanan baskıları, Sinop’ta yurtdışından birçok çevrecinin de katıldığı gösteride bu göstericilerin polis baskını ile gözaltına alınması ve dünyaya rezil olmamızı sağlayanlar kimdi? Senin gazeten vatandaşların HES mücadelesine ne kadar yer ayırdı?{jcomments on}

Gün geçmiyor ki iktidar kanatları altında kalemşörlük yapanlar, dün kara dediğine bugün “ak” diyen yandaş medya mensupları komik duruma düşmesin. İsimlerini saymakla bitiremeyeceğimiz, medyanın neredeyse tamamını kaplamış yandaş kalemşörlerden bu seferki kahramanımız “jöle düşkünlüğü” ile bilinen gazeteci Yiğit Bulut.

 

Beyefendiyi önce “ulusalcı” duyguları ağır basan bir ekonomi yazarı olarak tanıdı Türkiye halkı. Daha sonra Habertürk ekranlarına geçti ve ne hikmetse burada büyük bir değişim içine girerek sisteme “yandaş” Erdoğan’a “yoldaş” bir yayıncı olarak boy göstermeye başladı. AKP’nin “Kalfalık” döneminde ulusalcıları ve nihayetinde “Ustalık” döneminde işçi-emekçileri, Kürtleri ve kendine muhalif olan herkesi baskı altına alacağını daha “çıraklık” döneminde gören Yiğit Bulut dümeni kırmış ve Ergenekon tertipleri başta olmak üzere KCK ve benzeri davalarda da AKP’nin ekmeğine bal süren açıklamalarda bulunmaya başlamıştı.

 

Ödülünü şüphesiz ki Habertürk’te yükselerek ve astığım astık kestiğim kestik bir güç ile yönetime gelerek alacaktı. Artık onu kimse durduramazdı. Başkanlık sisteminin tartışıldığı dönemlerde birden “Yeni Osmanlıcılık” akımına kapılıp sonunu “Yaşasın cihan devleti, emperyal, güçlü Türkiye” diye bitiren yazılar yazıyordu. O kadar yaydan çıkmıştı ki bir yandan AKP’yi küresel sermayeye karşı olan bir alternatif, Türkiye’yi ise “Emperyal Kuvvet” olarak tanımlamaya kalkarken bir yandan da emperyal ve emperyalist kelimelerini liberal ve Marksist literatürlerde karşılaştırarak kendini ve AKP’yi aklamak için bin dereden su getiriyordu.

 

Bir başka yazısında dünyada artık 3 kutuplu güç dengesinden söz edilebileceğini dile getiren Bulut, bir kutba ABD’yi koyarken karşısına Rusya, Çin, Hindistan ve İran’ı koyuyor. (Askeri ve ekonomik açıdan ABD ile son yıllarda gayet “düzeyli” bir ilişkisi olan Hindistan değil miydi?) Bulut 3’üncü kutbu ise; Avrupa sınırından başlayan, Orta Asya'ya Azerbaycan ile giren, Hazar'a kıyısı olan ve Kuzey Irak ile İran'ın "bir bölümünü" de içine alan bir bölge olarak açıklıyor ve buranın tek bir elden yönetileceğini dile getiriyordu. Daha sonra bu 3. kutbun yöneticisi olarak İsrail’le Türkiye arasında bir rekabet yaşandığını, ancak Irak Savaşı’nı kazanamayan ABD’nin strateji değiştirdiğini ve bölgede yükselen güç ve müttefik olarak İsrail yerine kesin olarak Türkiye’yi tercih ettiğini belirtiyor.

 

Ancak Yiğit Bulut’un atladığı en önemli nokta, kendi deyimi ile bölgede güçlü bir emperyal devlet yaratmak isteyen ABD bu bağlamda Türkiye’yi hangi amaçla seçiyor ve ne yaptırmak istiyor? ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler ve geldiği nokta kılavuz istemeyecek kadar ortada iken, Türkiye bölgede NATO üssü olmuşken, her istendiğinde hükümeti ile muhalefeti ile meclisten onay anında çıkıyorken “emperyal” bir Türkiye hayali, üstelik bunun ABD’nin kollarında değil de Türkiye’nin bölgedeki yükselen gücüne olan ihtiyaçtan kaynaklandığını söylemek ancak Bulut gibi yandaşlara yakışır.

 

İşin aslı Bulut, ABD’nin BOP projesi kapsamında, gelinen noktada Türkiye’ye biçtiği rolün “Ilımlı İslam’dan evrilme Yeni Osmanlıcılık” olduğunu gayet iyi biliyor ve bunu kendine göre bir ABD oyunu olarak değil AKP başarısı olarak sunmak için debelenip dururken komik duruma düşüyor. “Tam bağımsız bir Türkiye istiyorum” naraları ile “Ne ABD ne AB tam Emperyal Türkiye” sloganları atan Bulut, bir yandan “hangi etnik kökenden gelirse gelsin”, vatandaş olarak “bu ülkenin” her şeyini kontrol ettiği bir ülke istiyorum...” derken galiba Ermeni vatandaşları bu söylem içinde tutmuyor ki başka bir makalesinde Ermenistan ile olan ilişkiler konusunda şovenizmin doruklarındayken şunu yazıyor:

 

Türkiye ne Ermenistan ile işbirliği yapmak zorunda olacak kadar küçük bir ülke, ne de Amerikan Başkanı’nın ağzına bakacak kadar önemsiz. Ermenistan, var olmak için bizle 'olmak' zorunda, ya bu gerçeği görürler ya da bu 'diyardan' giderler!”

 

Bulut’un ayrıca başbakanın “Ben çevrecinin daniskasıyım” sözünden etkilendiğini düşünüyoruz! Ağustos 2011 tarihinde kaleme aldığı yazıda toplumun büyük tepkisi çeken ve Yalova’ya kurulması planlanan, dünyanın en büyük kimyasal depolama merkezi olacağı iddia edilen tesisten bahsediyor. 30 dönüm arazi üzerine kurulması planlanan depo, 150’ye yakın depolama tankını ve kendine ait bir iskelesini içerisinde barındıracak, Avrupa ve Amerika’dan birçok ülke depolamak istediği kimyasalları buraya gemiler ile getirecek ve limandan boşaltacak deniliyor. Yıllardır beklenen ve her defasında gerekli önlemlerin alınmadığı doğrultusunda hemfikir olunan olası Marmara depremi, bölgeden geçen fay hattı göz önüne alındığında tehlikenin boyutunun Yalova’yı aştığını görüyoruz. İşte yazısında tüm bunlara dikkat çeken Bulut yine kendine yakışır bir biçimde final yaparak şöyle diyordu:

 

Türkiye buna İZİN vermiş olamaz! Bu işi takip edenler ‘bizi hükümet destekliyor, olur aldık’ diyorlar ki; BEN BUNA ASLA AMA ASLA inanmak istemiyorum ve inanmıyorum! Bu hükümet küresel-emperyal güçlere karşı büyük bir savaş verdi ve IMF'yi Türkiye'den kovma başarısını gösterdi. Böyle bir gerçeklik içinde ‘Hollanda Kraliçesi'nin İsrail kökenli ortakları’ ile Türk halkını zehirlemesine asla ama asla izin ve onay vermeyecektir! DURDURUN BU TESİSİ! Türkiye'yi sevenlere DUYURULUR!”

 

Sayın Bulut yeni uyanmış. Oysa kendisinden çok önce (01.07.2011) BirGün gazetesi olayın vahim sonuçlar doğuracağını bildiriyordu. Ayrıca Çevre ve Şehircilik Bakanlığından yapılan, bu deponun atık değil yağ ve petrol türevi ürünlerin saklanmasında kullanılacağı açıklaması Bulut’u rahatlatır da yanlış anlamışım diyerek övgü dolu yazılarına devam eder mi bilinmez.

 

Ama insanın sorası geliyor. Hadi emperyalist güçler tarafından Ortadoğu’yu şekillendirme oyununun Türkiye ayağında görev yapmak üzere başa getirilen AKP’yi yine o Küresel-Emperyal (Emperyal Türkiye?) güçlere karşı savaşıyormuş gibi gösterme komedisini, Erdoğan'ın ağzından çıkan ''gövde gösterisi'' tarzındaki her sözden kendine pay çıkarıp havaya giren ve uçtukça uçan analizlerini geçelim; “Nükleer enerjiyi tüp gaz” seviyesine indirerek “Risksiz yatırım olmaz” diyenler, Yalova’daki tesis için “buna izin vereceklerine inanmıyorum” dediklerin değil miydi? Peki “İnternete baktım nükleer santraller temiz” diyenler? Mersin’de nükleere karşı eylem yapanlara karşı uygulanan baskıları, Sinop’ta yurtdışından birçok çevrecinin de katıldığı gösteride bu göstericilerin polis baskını ile gözaltına alınması ve dünyaya rezil olmamızı sağlayanlar kimdi? Senin gazeten vatandaşların HES mücadelesine ne kadar yer ayırdı?