Anasayfa İçerik Güncel Yazılar Balyoz kararına sevinmek ve demokrasi hayali - Uğur Erözkan

Balyoz kararına sevinmek ve demokrasi hayali - Uğur Erözkan

balyoz kararİlk operasyonun yapıldığı günden bu yana 3 yıla yaklaşan davanın ne menem bir şey olduğunun, henüz birçokları tarafından kavranamadığını böylece anlıyoruz. Bu derece ağır bir gaflet uykusunun varlığı, AKP'nin inşa ettiği rejimin geniş kitlelerce büyük bir umursamazlıkla sineye çekilmiş olmasını net bir şekilde açıklıyor.

Türkiye'de rejimin yeniden inşasına yarayan davalardan biri olan Balyoz davasında karar açıklandı. Bu satırlar yazılırken kesinleşmiş olan karara göre ‏Çetin Doğan, Özden Örnek ve İbrahim Fırtına 20 yıl; Engin Alan, Ergin Saygın ve Bilgin Balanlı 18 yıl; Dursun Çiçek, Ahmet Zeki Üçok ve Ömer Faruk Ağa Yarman 16 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 365 sanıklı davada yalnızca 36 kişi hakkında beraat kararı verildi. Davanın diğer sanıkları hakkında hüküm açıklanadursun, sosyal medyada tartışma çoktan alevlendi. Twitter'da bir hengamedir sürüp gidiyor. Mahkemenin kararını göstererek "bakın suçlularmış" diyen mi ararsınız, "demokrasiden yana olanların karara sevinmesi gerektiğini" vazeden mi, "üzücü ama onlar da KCK için seslerini çıkarmadılar" diyen mi... İlk operasyonun yapıldığı günden bu yana 3 yıla yaklaşan davanın ne mene bir şey olduğunun, henüz birçokları tarafından kavranamadığını böylece anlıyoruz. Bu derece ağır bir gaflet uykusunun varlığı, AKP'nin inşa ettiği rejimin geniş kitlelerce büyük bir umursamazlıkla sineye çekilmiş olmasını net bir şekilde açıklıyor.

Sol liberaller halaya başladı
Kararın açıklanmasının hemen ardından Twitter'da döktürmeye başlayan "sivil demokrat" cenahtan, EDP Genel Başkanı Ferdan Ergut şöyle yazdı: "Demokrasi diye bir derdi olan bütün yurttaşlar Balyoz davası sonucundan sadece mutluluk duyar. Bu sonuç için bişeyler yaptıysa daha da öyle!" Melih Altınok ise peş peşe şu mesajları yazdı: "açık söyleyeyim, geçiştirme, orta yolcu, kaypak siyasi ortama uygun bir karar bekliyordum balyoz'da. enseyi kararatmamak lazımmış hakikaten"; "darbecilerin siviller tarafından yargılanıp ceza almasına üzülen 'solcular' haklı, ben döneğim. kendileriyle uzaktan yakından bir ilgim yok". DSİPli Hayko Bağdat ise şöyle yazdı: "O eksik teşebbüs tam olaydı, bir cogumuz yaşamiyorduk.", "Darbeci TSK üyelerinin ceza almasına bozulana ne derseniz deyin, ama solcu demeyin. Aynı cümlede geçmesin ismimiz."

Vakit daha erken, "haydi sevinelim, bayram edelim" korosunun sesi daha çok çıkar. Demokrasi sevdalıları oldukları için sevinmelerini haksız saymıyorlar, sevinmeyenleri solcudan saymadıkları gibi. Sevinenlerin yanında mahkeme kararını siyasal analizine konu yapanlar da var. Kararın açıklandığı ilk dakikalarda demokrasi adına CHP'nin parti harcamalarını usulsüz bulan Sayıştay incelemesini esprili bir dille ele alan Ufuk Uras, kararın ortaya atılan suçu kanıtladığını düşünerek, yargılanan bazı sanıkları kendi listelerinden milletvekili seçtiren partilerin perişan olacağını yumurtladı: "Darbecileri korumakalkanina almak isteyen partilerin AKP'ye alternatif olamayacaklari anlasilmistir, secimde onlari agir bir fatura bekliyor". Uras elbette KCK davasından yargılanan milletvekilleriyle ilgili aynı şeyleri söylemeyecektir. Demek ki arada bir fark görüyor. Biz formüle edelim: Uras'a göre KCK davası büyük bir hukuksuzluk, Balyoz ve Ergenekon davaları ise demokratikleşmenin işareti olan haklı davalardır.

Daha örnekler çoğaltılabilir ama bu dört liberal solcunun ortak tavırları, diğerlerinin neler yumurtlayacağı hakkında genel bir fikir edinmemizi sağlıyor. Sağ cenahtan gelen "hurra" naralarını ise bu yazıda hiç dikkate almayacağız. Onlar en azından meseleyi "28 Şubat'ın rövanşını alma" şeklinde özetliyorlar. Yani nasıl bir hukuk anlayışıyla kararın verildiğinin bilincindeler. "Biz kazandık" diyorlar, nasıl kazandıkları konusuna demokrasi vs. kılıfı uydurmaya gerek görmüyorlar. Kararı demokrasinin ve solun hanesine bir zafer olarak kaydetmeye niyetli olan, yukarıda adını andıklarımız hakkında iki çift laf etmek ise boynumuzun borcu.

Adalet yoksa demokrasi de yok
Yarınlar'ın Kasım 2011 tarihli 31. sayısında Balyoz davasının da içinde yer aldığı davaları "Yeni rejimin zor aygıtları" olarak tarif etmiş ve etraflı bir analiz yapmıştık. Yeni baştan bu analizi yapmak bu nedenle gereksiz, dileyen internetten söz konusu dosyayı ve takip eden sayılarımızda yer alan yazıları açıp okuyabilir. Kısaca belirtecek olursak, bugün verilen karar somut bir eyleme, bir darbe planına vs. dayandırılarak verilmiş bir karar değildir. Yürütülen dava süreci, ortaya konan deliller, iddianamedeki tutarsızlıklar vs. bunun göstergesidir. Görmek isteyen gözler nasıl bir tiyatro oynandığını bütün açıklığıyla zaten görüyorlar. Radikal Gazetesi'nden Ezgi Başaran'ın, kararın hemen ardından yazdığı yazıda sorduğu soru oldukça anlamlı: "Balyoz'da yargılama mı yapılmıştı ki?" Gerçekten de ne Balyoz davasında ne de çeşitli muhalefet odaklarını tasfiye etmeyi amaçlayan, özel yetkili mahkemeler tarafından yürütülen diğer davalar için (Ergenekon, Devrimci Karargah, KCK, Oda TV) adil bir yargılamadan söz etmek mümkün. Kararı en başından verilmiş, sanıkları yıllarca tutukluluk işkencesine maruz bırakıldıktan sonra mahkeme salonu dışında alınan kararların yüzlerine okunduğu bir kara komedi oynanıyor. İddianamelere ve delillere yalnızca bir göz atmış olan herkes bu davalardan adalet dışında her şeyin çıkacağını anlar. Peki kararı demokrasinin zaferi ilan eden bu liberal solcular adaletin olmadığı yerde nasıl bir demokrasiden söz ediyorlar?

Meşruiyetin kaynağı ayrışma
Karara sevinenlerden biri olan ünlü sanatçı Ferhat Tunç, Twitter'da cezayı "ilahi adalet"le ilişkilendirdi: "En cokta bu kirli ve karanlık savasin sorumluları olarak yargilanmaliydilar. Faili meçhul cinayetlerin, zulüm ve zorbalığın hesabidir bu", "Onların mirasını devam ettiren bir iktidar zihniyetiyle karsı karşıyayız. Etme bulma dunyası ve bu zulüm boomerangi doner onlarida bulur." Tunç gibi düşünenlerin sayısı çok. Özellikle Kürt hareketi içinde. KCK davasının sonucu açıklandığında birçok ulusalcının da aynı tepkiyi vereceğini tahmin etmek güç değil. Bu durum, söz konusu davaların en temel meşruiyet kaynağını oluşturuyor. AKP; Ergenekon, Balyoz ve Oda TV davalarında liberal solcuları ve Kürt hareketinin bazı unsurlarını; KCK davasında ise ulusalcıları yanına alıyor. Ortaya çıkan bu ayrışma, tek tek davaların sürdürülebilmesini sağlayan toplumsal meşruiyetin inşa edilmesini sağlıyor. Açıkça AKP'nin iktidarını tesis etmek ve yeni rejimi inşa etmek için kullandığı bu davaların aralarında herhangi bir bağlantı bulunmadığı, Ergenekon ve Balyoz davalarının demokratikleşme adımları olduğu propagandası ise, liberal solcular tarafından sürekli olarak pompalanıyor.

Bu liberal sol zevata göre memleketin demokratikleşmesinin tek koşulu "darbelerle hesaplaşmak." "Darbelere karşı 70 milyon adım" şemsiyesi altında AKP'nin yeni rejimini inşa eden İslamcı kanaat önderleriyle kol kola yürümeleri, yeri geldiğinde Vakit, Zaman ve Yeni Şafak gazeteleriyle içli dışlı olmaları hep bu nedenle. Nasıl yargılandığı, hangi delillerle ve ne türden bir iddianameyle yargılandığına bakmaksızın, herhangi bir askerin yargılanması sevinilecek bir şey onlara göre. Hele bir de ceza alırlarsa, memleketin en büyük sorunları çözülmüş olacak sanki. İşte Ferdan Ergut'a, Balyoz davası kararında kendi çabalarının ürününü gördüklerini düşündüren şey budur. Yargılama AKP-cemaat işbirliği ile yapılıp ceza verilmiş olsa da Ergut, kendine pay çıkarmakta haksız değil. Solun kafasını darbe-demokrasi ikilemiyle şişirip yaşanan adalet katliamına karşı ortak bir ses çıkmasını engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Artık "darbeci paşalar" cezalandırıldığına göre, gördükleri "demokrasi rüyası"nın gerçekleşmesi için ortada bir engel kalmadı. Ancak iktidardaki siyasal İslamcılarla aynı rüyayı görmüyorlarsa eğer, kafalarına inecek sopayla ansızın uyanmaları işten bile değildir. Biz uyaralım da onlar isterlerse uyumaya devam etsinler...