Anasayfa İçerik Güncel Yazılar Açlık grevleri, Öcalan ve devamı - Uğur Yıldırım

Açlık grevleri, Öcalan ve devamı - Uğur Yıldırım

alk greviAçlık grevlerinin Öcalan’ın talimatıyla bitirilmesinin ardından daha serinkanlı bir değerlendirme yapmak mümkün görünüyor. Başlamadan önce dile getirmeden geçmeyelim. Bedenini ölümü göze alarak açlığa yatıran insanların ruh halini anlıyoruz. Yıllardır yapılan Kürtleri ve Kürt siyasi hareketini şeytan olarak gösterme propagandasının Kürtler üzerinde nasıl bir ruh hali yarattığını herkes anlamak durumunda. Açlık grevinden çıkan mahkûmların sağlıklarına bir an önce kavuşmasını umut ediyoruz. Bunun için sanırım tek engel yine hükümetin kendisi olabilir.

***

İnsan bazen gerçekliğe duvara çarpar gibi çarpar. Duvara çarpmamak için sağlam bir siyasal akla sahip olmak gereklidir ve bunun için kitabî bilgiler yetersiz kalır. Bu nedenle mesela Mao Zedong gençlik döneminde aynen şöyle demiştir: “kişisel ilerlememin sadece küçük bir bölümünü kitaplar sayesinde gerçekleştirdim. Kazanımlarımın daha büyük bir bölümü sorgulamanın ve (pratik) sorunlara çözüm arama çabasının sonucu olmuştur”. Fikrini çevresindeki insanların genel kabullerine ve bir ortalamaya göre oluşturan insanlar her zaman yanılır. İş biraz da basiret göstermekte ve çoğunluğun sahip olduğu fikirlere bazen toplumsal baskılara göğüs gererek karşı durabilmektedir. Söz konusu olan fikrini ortalamaya uydurmamak ve fakat gerçekliğe göre konumlanmaktır. Bunu neden söylüyoruz? Açlık grevleri devam ederken bazı sosyalistler bunun "son çare" olduğunu söylediğinde böyle bir toplumsal baskıya maruz kalmışlardı. Ancak kısa süre sonra buna benzer bir fikri Öcalan da ifade etmiş oldu.

Denis O’Hearn IRA militanlarının yaptıkları açlık grevlerini ele alırken şöyle yazmıştır: “Açlık grevi oldukça ürkütücü bir eylemdir. Yavaş ve acı içinde ölmek anlamına gelir. Bunu yeğleyenlerin içinde yaşadığı koşullar o kadar tahammül edilemez hale gelmiştir ki, bu korkutucu sürece göğüs germek bile söz konusu koşullarda hayatta kalmaya çalışmaktan daha elverişlidir. Direnişin son basamağıdır bu. Tutsak, arkadaşlarına karşı öylesine çetin bir bağlılık ve sevgi beslerler ki, bu bizim tahayyül edebileceğimizin ötesindedir.” Bu bakımdan bir arkadaşımızın dediği gibi Kürt siyasal hareketinin en güçlü ve en meşru olduğu bir dönemde militanların ölüme yatması gözden geçirilmesi gereken bir karardır. Zaten Öcalan da kardeşi Mehmet Öcalan’la gönderdiği talimatta “Açlık grevine girenler dışarıdakilerin yapması gereken işi ve sorumluluğu kendi üzerlerine almışlardır. Dışarıdakiler, kendi görev ve sorumluluklarını zaten zor şartlarda olan, hasta olan, dört duvar arasındaki tutsaklara yüklemesinler. Açlık grevini eylem tarzı olarak genel itibariyle doğru bulmamakla birlikte, açlık grevleri yapılacaksa bile içeridekilerin değil dışarısının yapması gerekir. Açlık grevi eylemi çok anlamlıdır. Bu eylem yerini bulmuş ve amacına ulaşmıştır. Hiçbir tereddütte kalmadan, bir an önce açlık grevine son versinler. Buradan açlık grevindeki herkese özellikle birinci ve ikinci gruptakilere tek tek selamlarımı söylüyorum.” demişti. Öcalan şöyle demek istiyor: Ey dışarıdakiler! Siz özgürsünüz ve mücadele edecek araçlarınız mevcut. Böyle bir ortamda ne diye üzerinize düşeni yapmıyorsunuz da içerideki kardeşlerimizden medet umuyorsunuz. Hiçbir şey yapamıyorsanız bari siz açlık grevine başlayın… Kürt siyasal hareketinin elinde bu kadar çok enstrümanı varken ölüm orucuna yatılması yanlış olmuştur. Öcalan da dışarıdakilere "içerideki yoldaşlarımız bedenlerini ölüme yatırana kadar siz daha iyi mücadele etmelisiniz" demek istiyor.

***

Gelelim meselenin diğer boyutuna. Açlık grevlerinin üç talebinin aslında sadece bir talep olduğu ya da eylem ilerledikçe öyle olmak zorunda kaldığı, bu talebin de Öcalan’la tekrar temas kurulabilmesi olduğu anlaşıldı. Zaten temas kurulduktan sonra da Öcalan, BDP’lileri biraz da fırçalayarak, süreci noktalandırdı. Siyasal hareketler bir yola girince oradan kolay kolay dönülemez. Yoksa zaten bir ciddiyetiniz kalmaz. Açlık grevleri biraz da böyle olmuşa benziyor. Bir yola girildi ve bunu noktalamak için belki de Öcalan’la bir an önce temas kurmak istendi. Adalet Bakanlığı ya da MİT yetkilileriyle yapılan görüşmelerden de bu sonuç çıkartılabilir. Bakanlık ya da MİT bu gerçeği görüp Öcalan’la temas yolunu açıyor ve krizin noktalanmasını sağlıyor. Buradan yola çıkarak şunları da söylemeli. Kürt siyasal hareketinin Öcalan olmadan bir siyasal strateji üretemediği ya da buna kimsenin cesaret edemediği anlaşılmıştır. Murat Karayılan dönem dönem tek karar vericinin İmralı olmadığını hatırlatsa da, hiçbir kişinin inisiyatifi Öcalan’dan alamadığını bir kez daha görüyoruz. Hükümet de bunu biliyor ve stratejisini buna göre belirliyor. Tek inisiyatif sahibi kişinin devletin elinde ve yalıtılmış cezaevi koşullarında yaşaması da zafiyete yol açıyor.

Yine de, açlık grevlerinin kazanımları konusunu da düşünmek gerekiyor. Anadilde savunma meselesinin; tercümanların parasının sanıklar tarafından ödeneceği sıkıntılı bir yasal düzenlemeyle sonuçlanması, anadilde eğitim meselesine şimdilik hiç el atılmamış olması ve Öcalan’la temasının sürdürülebilmesinin garanti olmaması talepler düzeyindeki kazanımların sınırlı olduğunu gösteriyor. Ancak bir de meselenin taleplere indirgenemeyecek boyutu var. Bu süreç hükümetin Öcalan’la daha kararlı bir biçimde pazarlık masasına oturmasına yol açabilir. Öcalan eksenli kriz çözüm yöntemi zaten aşılmaya başlanan psikolojik eşiği daha da zorlamıştır. Bu konudaki ilerlemelerin zamanlaması tabii ki seçim takvimine, Suriye ve Irak’taki gelişmelere bağlıdır. Ancak şu anlaşılmıştır ki; Kürt sorununa el atacak kim varsa, önce Öcalan’la masaya oturmak zorundadır. Öcalan isterse PKK militanları dağdan iner ve federatif (ya da özerk) bir çözüm bulunabilir. Kim gelirse gelsin bunun üzerinden atlayamaz, çevresinden dolaşamaz. Söz gelimi açlık grevleri devam ederken Kürt diliyle hukukun mümkün olmadığı tartışmasına giren Doğu Perinçek de gelse bunu yapmak zorunda kalacaktır. Perinçek gibi söyleyecek olursak "bu anlaşılmıştır". Siz bakmayınız ulusalcı gazetelerdeki sığlık abidesi yayınlara. Onlar da iktidara gelseler başka çareleri yoktur.

Hem Kürtler tarihsel, kültürel ve iktisadi açıdan Türkiye ile entegredir hem de Türk devleti Kürtleri yok sayarak adım atabilecek konumunu çoktan yitirmiştir. Bu şartlar altında, Öcalan’ın yakın bir vadede başka bir cezaevine nakledilmesi, PKK militanlarının bir kısmının geriye dönerek bir kısmının da Irak’a yerleşerek dağdan inmesi mümkün olabilir. Bu projeye Kılıçdaroğlu CHP’sinin de ürkek de olsa destek vereceğini bilmeliyiz. Süreç yüksek olasılıkla bu rotada ilerleyecektir. Ve fakat geleceğin bilinmez ve kaotik olduğunu da unutmayalım. Gelen Patriot füzeleri ve buna eşlik eden ABD politikaları, Suriye ve Irak’taki gelişmeler, İran ve Rusya’nın konumlanışı bölgemizi daha yıllarca bitmeyecek bir kan deryasına da çevirebilir. Bu durumda her ulusal kimliğe ait insanı ‘ana dilinde ve ulusal kimliğiyle’ birbirini boğazlıyor olarak da bulmak mümkündür. İşte o zaman gerçek bir "çok kimliklilik" yaşanır…