Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Emperyalizm Ya barbarlık ya da...! - İbrahim Varlı

Ya barbarlık ya da...! - İbrahim Varlı

Yaşananlar insanda dejavu etkisi yaratıyor. Televizyonlarda, canlı yayınlarda Libya'ya yağan bombaları izleyenlerde bu etkiyi yaratan sahneler, son on yılda üç kez daha yaşandı. Hafızalar biraz zorlanırsa bu filmin daha önce nerelerde gösterime girdiği rahatlıkla çıkarılabilir.

Uzaklara gitmeye gerek yok. Yakın tarihe şöyle bir bakmak yeter. Bu film kısa bir süre öncesine kadar Balkanlarda, Ortadoğu'da ve de Orta Asya'da sahneye sokulmuştu.

Benzer gerekçe ve argümanlarla. Aktörler aynı, senaryo desen kötü birer kopya, kurgu ise bir öncekinin tıpatıp benzeri. Değişen sadece zaman ve mekan. Ha unutuyorduk, hakkını yememek lazım bir de figüranlara biçilen roller de değişiklik var. Daha önce İngiltere ve Almanya'ya bahşedilen yardımcı oyunculuk rolünü bu sefer can havliyle Sarkozy'li Fransa kaptı.

Bu film ilk olarak Sırbistan'da gösterime sokuldu. Sonrasında ikişer yıl arayla Afganistan ve Irak'ta. Filmin bu seferki gösterim yeri ise Libya.

Emperyalist çete dünya halklarının gözü önünde bir önceki senaryodan kopya kurguyla Libya'ya saldırdı. Son filmde kötü adam rolünde Saddam vardı. Bu sefer albay Kaddafi.

"İnsani müdahale" bahanesiyle Belgrad, Bağdat ve Kabil'e yağdırılan bombalar şimdi de Trablus'a yağdırılıyor. Halkların kafalarına füzeler yağdırılırken, o zaman da "demokrasi" ve "özgürlük" masalları anlatılıyordu, bugün de.

Emperyalist barbarlığın sınırı yok. Bugün Libya yarın bir başka ülke. Gerekçe basit: Her zamanki gibi "insani müdahale." Irak ve Afganistan'a da benzer bahaneyle saldırıp insanlık tarihinin en kanlı trajedilerine imza attılar.

Bu seferki trajedinin sahnelendiği topraklar enerji havzasının da merkezinde yer alıyor. Herkesin gözü önünde adım adım örülen işgal stratejisi uygulamaya sokuldu. Yangından mal kaçırırcasına. Alelacele saldırmalarının nedeni ne demokrasi ne de özgürlük tutkusu. Hepimizin malumu bu topraklarda "mikro paylaşım" savaşı veriliyor.

Durum bu olsa da küresel köyün efendileri uydurdukları senaryoya hepimizin inanmasını bekliyorlar. Lamı cimi yok, bu bir paylaşım savaşı.

Kapitalizm krizde. Tarihinin en büyük kriziyle boğuşuyor. Kapitalizm demek savaş demek. Kapitalizm ne zaman yapısal bir krizin içine düşse, bu krizi savaşlarla aşmaya çalışır. Yapısal krizleri savaşlarla aşmak, sistemin doğasındandır. Şaşmamak gerek.

Şaşıranlar oluyor ama. Batı başkentlerinde yazılan senaryolar bir hayli taraftar buluyor. Sağdan sola bu emperyalist barbarlığı bir hayli alkışlayan da çıktı. Özellikle de sol cenahta. İtiraf etmek gerek.

Unutmamak gerekir ki, kapitalist-emperyalist sistem, tarihinin en derin, en yaygın, en köklü ekonomik bunalımlarından birini yaşıyor. Krizle birlikte "ruhunun geri geldiği" çokça tartışılan Marks'ın deyimiyle "paylaşım savaşları" ekonomik krizlerle beraber gelir.

Finansal krizin vurduğu küresel aktörlere şimdi yeni bir savaş gerekiyordu. Savaş ve işgaller en çok militarizme ve silah sanayine yarayacak. Askeri silahlar ve son teknoloji füzeler görücüye çıkarıldı. Silah stokları hızla eriyecek, yeni yeni teknolojiler ve bombalar üretilecek. Yeni askeri teknolojinin denendiği ideal bir laboratuar işlevini görüyor Libya.

İşgal ne demokrasi ne de özgürlük götürecek. Bu yanılsamayı boşa çıkarmalıyız.

Yanı başımızda yeni bir katliama ve trajediye imza atılırken, kanmamak gerek, şaşmamak gerek.

Emperyalist barbarlığa karşı hep birlikte karşı çıkılmalı. Paranoyak bir despotun varlığı, işgale ve bombalamalara gerekçe gösterilemez.

Küresel köyün efendilerine karşı tüm dünya halkları seslerini birleştirmeli. Ve hep birlikte zalimlere karşı haykırmalıyız: Ya barbarlık ya da sosyalizm!

*******

Kardeş kardeşe bunu yapar mı?

Çok değil, bundan dört ay önce 29 Kasım 2010 tarihinde Başbakan Erdoğan, Libya liderinin adına verilen “Muammer Kaddafi Uluslararası İnsan Hakları Ödülü”nü Kaddafi’nin elinden bizzat almıştı.

Erdoğan 250 bin dolar -yaklaşık 375 bin TL- tutarındaki ödülü Trablus'ta “Ülkesi ve milleti adına aldığını belirterek” değerli kardeşim diye seslendiği Muammer Kaddafi'ye derin “şükranlarını” sunmuştu.

Dört ay önce elinden insan hakları ödülü aldığı Libya liderinin başına bugün küresel emperyalist çete tarafından bombalar yağdırılıyor. Kaddafi'yi ilk terk eden yakın dostu Sarkozy olurken, onu kardeşi Erdoğan takip etti.

Kddafi'nin üzerine ilk bombayı yakın dostu Sarkozy atarken, muhterem kardeşinin üzerine yağan her bombada Erdoğan'ın da katkısı var.

1 Mart’ta Almanya'da yaptığı konuşmasında NATO’nun ne işi var Libya’da diyen Erdoğan, Batı’yı da petrol hesabı yapmakla suçlamıştı. "Libya’ya nasıl müdahale edilebilir? Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey düşünülemez” diyen Erdoğan Libya’ya bombaların yağdığı gün ise "Libya kan ağlarken elimiz kolumuz bağlı oturamayız" diyerek operasyona destek sundu.

Kendi hükümeti ise “Uluslararası meşruiyet söz konusu. Bu çerçevede hareket edilmesinin doğru olduğu kanaatindeyiz'' diyerek saldırıyı savunuyor.

Sormak lazım, kardeşini satmak Kasımpaşalılığın raconuna sığar mı?
22 Mart 2011/Birgün
{jcomments on}