10 Eylül 2010, Cuma
   
Metin Boyutu

Arama

Nabucco: Kokusuz, renksiz, yanmayan gaz - Kansu Yıldırım/Soner Torlak

Aslında aklımıza gelen başımıza geldi. Daha Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nin ambleminde Nabucco’nun “A”sının köprü biçiminde dizayn edildiğini gördüğümüzde korkuyla birbirimize bakmış ve “acaba?” demiştik. Başbakan Erdoğan “Türkiye kaynak ülkeler ile tüketici pazar arasında köprü ve geçiş noktası durumundadır” sözlerini sarf ettiğinde ise işin şeklinin şemalinin sandığımız gibi olduğunu anlayıverdik. Evet, cennet vatanımız, uzun yıllar boyunca bize öğretildiği üzere maalesef bir köprüydü ve yine birileri, bu sefer doğalgaz bahanesiyle bizim üzerimizden geçecekti.

Adetten olduğu üzere ve Türkiye burjuvazisinin ehliyetsizliğine dayanarak, bu projenin ABD’nin bölgesel çıkarlarıyla ilişkisini kurmaya çalışırken olan oldu ve Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Ömer Cihad Vardan’ın açıklaması geldi. “Nabucco Projesi Türkiye’nin ‘bölgesinde güçlü devlet’ imajını daha güçlendirecek” sözleri her yönüyle kelli felli bir söylem analizini hak ediyordu. Her şeyden önce Türkiye “bölgesinde güçlü devlet”ti yani Ortadoğu Türkiye’nin bölgesiydi, dolayısıyla ortada Yeni-Osmanlıcı bir vurgu vardı. Bir de Türkiye’nin “bölgesinde güçlü devlet imajı” vardı ki, bu, Türkiye’nin bölgesinde bir güce değil böylesi bir gücü olduğunu ima eden bir imaja sahip olduğunu ele veriyordu. Vardan devamla, “AB nezdinde Türkiye’nin vazgeçilmezliğini tescil eden önemli bir gelişmedir” diyordu ki, işte böylece cennet vatanımızın “bölgesi” ile “AB’si” arasında köprü olduğu gerçeği bir kez suratlarımıza çarpılıyordu.

“Merdi kıpti secaat arz ederken sirkatin söylermiş” misali açıklamasının devamında ise Vardan’ın şu cümlesi bizi gerçekten nasıl bir burjuvaziyle karşı karşıya olduğumuz konusunda kendimize getiriyordu: “Doğalgaz tedariki, fiyatlandırılması ve miktarı konularındaki belirsizliklere rağmen, birbirleri ile çatışan küresel aktörleri paydaş olarak buluşturan böyle bir girişim Türkiye açısından son derece başarılı bir hamledir”. Benzer bir şeyi böyük Ortadoğu uzmanı Cengiz Çandar da yazıyordu: “boru hatları döşendikten sonra içine yeterli ölçüde gaz konulabileceği bile kuşkulu. Dahası, Rusya’nın Nabucco’yu gereksiz kılmak için Karadeniz altından döşenecek boru hatlarıyla Avrupa’ya nakletmeyi tasarladığı 10 milyar avro değerindeki ‘Güney Akım’ projesi de, Nabucco’nun büyük bir rakibi”. Yani bu öyle bir doğalgaz boru hattı projesiydi ki, doğalgazın tedariki, fiyatlandırması ve miktarı konusunda belirsizlik vardı. Kısacası bu doğalgaz projesinde doğalgaz ile ilgili olan hiçbir şey belli değildi, tek belli olan boruların nereye döşeneceğiydi, e bu da Türkiye’yi büyük devlet yapıyordu.

Daha da acayip olanı, doğalgazı tedarik edecek olan, yani dolayısıyla bu kadar borunun topraklarımıza döşenmesine vesile olacak ticaretin vanalarını elinde bulunduran dört büyük tedarikçi ülkeden Rusya, Türkmenistan ve Azerbaycan törene katılmıyor [Azerbaycan törene katıldı ancak anlaşmanın taraf ülkeleri Başbakanlık, Devlet Başkanlığı düzeyinde katılım sağlarken Azerbaycan’ın katılımı Bakanlık düzeyindeydi] ve yaklaşık 30 trilyon m3 ile en büyük tedarikçi olan İran ise projeye davet bile edilmiyordu. Dahası, Başbakan Erdoğan’ın “Pazar bölgelerinde kayda değer enerji üreticilerinin Avrupa enerji denklemine katılmaları temennimizdir. Bu çerçevede Azerbaycan, Türkmenistan, Irak ve Mısır’ın bu projeye katılmalarını arzu ediyoruz” sözlerinden anladığımız üzere tedarik düzeyleri düşük olmasına karşın nihayetinde dünya üzerindeki sayılı tedarikçilerden ikisi Irak ve Mısır ise henüz anlaşmaya resmen dâhil olmamıştı. Yani kısacası ortada doğalgaz yoktu ama bir doğalgaz boru hattı vardı. Ne diyordu Ahmet Kaya: “Nerden baksan tutarsızlık nerden baksan ahmakça”…

Nabucco Okumasına Giriş
Bazı olaylar ve olgular, ekonomi politik ve uluslararası diplomatik bir kontekste ele alınıyorsa, mevcut duruma bakarak tahminlerde bulunmak, konunun çıplak kalmasına neden olacaktır. İşin içinde enerji kaynakları ve diplomasi faktörleri bulunmaktaysa stratejik analizler, dünü bugünü ve yarını da içerisine alacak biçimde yayılmalıdır. Tarihsel formasyon içerisinde, olaylarda ve olgularda kopuşlardan ziyade bir “süreklilik” hali bulunmaktadır. Meşhur fizik kuralında olduğu misal, “hiçbir şey vardan yok, yoktan da var olmayacağından”, her siyasi hamle, bir öncekinden belirli izler ve motifler taşır.

Nabucco’yu yazılı ve görsel basının anlık haber aktarımıyla değerlendirdiğimizde karşımıza şu sonuçlar çıkmaktadır: “Rusya’nın geçen kış kestiği gaz yüzünden çok fazla sıkıntı çeken Avrupa ülkelerinin fevkalade ihtiyaç duyduğu bir proje”, “Nabucco gaz boru hattının Türkiye topraklarından geçmesi sayesinde stratejik önemimizin ve Avrupa ülkeleri ile işbirliğimizin artacağı” ya da “Enerji kaynaklarında Rus tekelinin dağıtılması”. Buraya kadar bir sorun yoktur.

Ne var ki, “g”azın ayağı hiçte öyle değildir...
Projede yer alan tedarikçi ülkelerin gaz rezervleri incelendiğinde bu kadar alıcıya ne kadar gaz düşeceği sorusu cevapsız kalmaktadır. Hatta, milyar eurolar akıtılan bu projenin fizibilite çalışmalarında girdi-çıktı ve fayda-maliyet analizleri yapılırken “yetmeyecek” gaz miktarına rağmen neden böyle bir projeye kalkışıldı sorusu da yanıtsız kalmaktadır. Durup düşünelim: mademki gaz boru hattında yeterli gaz yok, bu proje neyi amaçlamaktadır?
13 Temmuz’da Ankara’da imzaları atılan bu proje bağlamında, gaz geçişi ve boru hattı Türkiye’den başlayarak Avusturya’da sona erecektir. Yol üstünde uğrayacağı diğer ülkeler ise Bulgaristan, Macaristan ve Romanya’dır. Bu projeye katılan iştirakçi kuruluşlar, Türkiye adına BOTAŞ, Bulgaristan adına BULGARGAZ, Macaristan adın MOL ve transitin en son durağı Avusturya adına OWM’dir. Çok fazla teknik detaya boğmadan son olarak şu veriyi de ekleyelim: İlk yıllarında 4.5-13 milyar metreküp civarında taşınması düşünülen doğalgazın hatta yeterli gaz sağlanması durumunda 2020 yıllarında tam kapasitesine ulaşarak 25.5-31 milyar metreküpe ulaşacağı öngörülmektedir.

Stratejik analiz:
Ankara’da yapılan imza toplantısına katılan, projede yer alan alıcı ve tedarikçi hükümetlerin tipolojisine baktığımıza Amerikan Hükümeti ile yakından ilişkili birçok şahsiyet ile karşılaşmaktayız. En çarpıcı zat, Osetya vahametinin ardından, Amerika’dan istediği yardımı bulamayan Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili ve keza diğerleri... Yazının baş tarafında bahsettiğimiz süreklilik içerisinde tarihsel olayları değerlendirdiğimizde karşımıza Rusya’nın bölgesel ve kısmi hegemonik gücünün frenlemeye çalışıldığı ve siyasi, askeri, ekonomik, diplomatik bazı olaylarla gücünün zaman zaman test edildiği bazı hadiselerle karşılaşmaktayız:

*Gürcistan yönetiminin oltanın ucuna takılan yem misali, Osetya’ya müdahelesi ile Rusya’nın askeri gücünün ölçülmesi,
*Türkiye hükümetinin Güney Osetya savaşı sonrası, Gürcistan’ın yanında yer almasıyla Rusya ile deforme olan ilişkileri: Rusya’nın başta tekstil olmak üzere birçok kaleme ambargo koyması ve sınır kapısını geçici bir süre kapatması,
*Polonya ile Rusya arasında cereyan etmiş, yerleştirilmek istenen füze sistemi krizi,
*Amerika ile Sovyetler Birliği döneminden itibaren “yıldızları barışmayan” Rusya’nın karşılıklı bölgesel stratejik hamlelere girişmesi ve bunların yol açtığı dolayımlı ittifaklık halleri: buna örnek olarak yazımıza konu ettiğimiz “bir icat olarak Nabucco”yu verebiliriz.

Nabucco projesi kendi halinde gaz boru hattı olmanın ötesinde, Avrasya’nın ve Ortadoğu’nun enerji kaynakları ekseninde yeniden dizayn edilmesini sağlayacak bir mahiyet de taşımaktadır. Rusya’yı yalnız bırakma hamlesi özelliğini, daha imzalar atılmadan önce belli eden proje, adının hakkını verebilmek için gaza ihtiyaç duymakta, bunun için ise İran’a bel bağlamış durumdadır. 29 küsur trilyon metreküplük rezerviyle tedarikçi birçok ülkeyi sollayan İran, uzun zamandan beri, bölgede hegemonyasını diri tutmak isteyen Amerika’ya karşı “aleyhtar” politikalarda uzlaşma sergilemiştir. Projenin iştirakçilerinin iyi bildiği, İran olmadan projenin risk taşıdığı ve İran ile Rusya arasında süregelen üst telden stratejik ilişkidir. Önümüzdeki günlerde tüm aktörlerin ellerindeki kartları açarak, bölgesel güç dengelerini yeniden hesaplamaya girişecekleri kesindir.

Odağı tersine çevirdiğimizde ise İran’da yaşanan seçim gerginliğinin, daha dışa açık bir İran’ı savunan Musavi’nin iktidara gelmemesinin, Ahmedinejad’ın muhafazakar, anti-Amerikancı söylemini Musavi üzerinden daha da güçlendirerek dış politikada takındığı tutumun, “Nabuccoist”lerinin planının istedikleri güzergahta gitmesini engellediği açıktır. Çünkü proje Rusya’nın enerji tekeli konumunu yitirmesini amaçlamanın yanında, pazar ilişkilerinden askeri konvansiyonlara, uluslararası ittifaklardan bölgesel işbirliklerine kadar “yalnız Rusya”yı hedeflemesinden ötürü Amerikan dış politikası ile paralellikler sergilemektedir.

Ne var ki, Amerikan yönetimi, desteklediği bu projede İran’ın oyun dışı kalmasını istemekte, Avrupa devletleri ise pragmatik sebeplerden ötürü, “gaz gelsin de nereden gelsin”ci bir tutuma girmektedirler. Nabucco imza töreni için ABD Avrasya Kaynakları Özel Temsilcisi R. Morningstar yaptığı açıklamada Rusya’nın gaz vermesinde herhangi bir sorun olmamasına karşılık İran’ın projeye katılmasını katiyetle istemediklerini açıkça belirtti. Bu ikircikli durum, uzun erimli ABD-Rusya, ABD-İran, Türkiye-Rusya uzlaşmazlıklarına bir yenisi ekleyerek kısa erimli ABD-Avrupa arasında anlaşmazlıklara yol açıp açmayacağını bekleyip göreceğiz.

Sonuç ya da “gaza gelmemek”…

Burada öncelikle dikkate edilmesi gereken husus, ABD’nin Rusya ve İran’la yaşadığı gerilimlerin veya örneğin Musavi’nin hükümet olması halinde Nabucco projesinin İran ayağının tamamlanma ve bu anlamda İran gazının küresel kapitalizme açılması sürecinin hızlanacağı gibi saptamaların, İran ya da Rusya rejimlerine anti-Amerikancılıklarından dolayı herhangi bir meşruiyet kazandırmadığıdır. Ancak ABD’nin bölgeye müdahalesi açısından Rusya ve İran’ın (kuşkusuz kendi çıkarları ekseninde) birer “direnç” noktası olduğuna dikkat çekilmektedir.

Öte yandan Nabucco doğalgaz boru hattı projesinin ABD’nin bölgeye dönük stratejisine doğrudan bağlı olmasının yanısıra, yine bölgeye dönük uzun erimli bir müdahale kanalını açık tutma niyetine denk düştüğünü iddia etmek de bizce spekülasyon olarak kabul edilemeyecek denli ortadadır. Nabucco projesinin Rusya’nın siyasi ve askeri nüfuzu vasıtasıyla tekelinde tuttuğu Hazar petrolü ve doğalgazının Batı’ya ulaştırılmasına ve uzun vadede de Rusya’nın tekelinin kırılmasına dönük hayata geçirilmeye çalışıldığı meselenin bir yanıyken, meselenin diğer yanı ise Türkiye’nin bir enerji koridoru olmasının bedelinin ve bu boru hattının güvenliğinin sağlanması gibi oldukça “geçerli” bahanelerin ne gibi tavizlere yol açacağının henüz belli olmamasıdır.

Günlük gazetesinin haber başlığında çok güzel belirttiği üzere Nabucco anlaşmasında “borucular var, vanacılar yok”tur. Bu da, İran anlaşmaya katılmadığı takdirde Nabucco projesinin açıkça ölü doğacağının işaretidir. Ayrıca Nabucco gibi büyük bir altyapı projesinin, ortak ülkelerle birlikte nasıl bir hukuki zemin çerçevesinde yürütüleceği, karar mekanizmasının nasıl işleyeceği, proje ortaklarının kuracağı şirketten gazın nasıl ucuza temin edileceği ve bunun gibi bir sürü başlıkta belirsizlik hâkimdir. Son olarak TMMOB Makine Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu Başkanı Oğuz Türkyılmaz’ın da belirttiği üzere Nabucco ilk aşamada, burjuva medyada yansıtıldığı gibi Türkiye’nin değil, doğrudan Avrupa Birliği’nin enerji arz güvenliğini sağlamak üzere inşa edilmektedir.

Nihayet, eğer Türkiye burjuvazisi bir çılgınlık ederek Avrupa Birliği’ne boş doğalgaz borularından girmek istemiyorsa, bu Nabucco işinin içinde birden çok iş vardır. ABD’nin bölgeye dönük uzun vadeli stratejileri, İran’ı uluslararası platformda izole etme girişimleri, Rusya’nın bölgedeki hegemonik gücünün kırılması ve merkezi kapitalist ülkelerin enerji güvenliğinin uzun vade dahilinde garanti altına alınması gibi pek çok başlık, Nabucco projesine oldukça eleştirel yaklaşmak ve gaza gelmemek için yeterli görünmektedir.

14 Temmuz 2009 tarihinde www.sendika.org adresinde yayınlanmıştır.

Yorum ekle


DERGİ ARŞİVİ

  • Dergi Arşivi

ANKET

Referanduma nasıl yaklaşmalı?

BİLİM VE GELECEK DERGİSİ

Reklam

BİLİM VE GELECEK KİTAPLIĞI

Reklam