Bakmak, günah olabilir mi? Eski çağlar ve birçok din, bakmayı günah ilan etmiş. Örneğin kimi dinlerdeki resim yasağı, aslında bakma yasağı değil midir? Antik çağın soyunmuş Diana’sına bakan Akteon sınırsız bakışını yaşamıyla öder. Kapitalizm ise, bakışı gözü gerçek işlevinden yabancılaştırdığı için açlaştırdı. Tatminsiz bireyleri sürekli “yenilik” isteyen, dinlenmek bilmez bir avcıya dönüştürdü. Sürekli “dikkat” isteyen metalar, meraklı bakışları kamçılayıp bütün gözleri teslim almak üzere reklamla beslendi. Bugün gerçek kullanım değerine güvendiği için reklama ihtiyaç duymayan ürün artık kalmamış gibi... Artık metalar tek başına ikna etmediği için, nesneleştirilen kadınların çekiciliğiyle, doğanın ‘design’ edilmiş vahşiliğiyle vs sunulmaktalar.
Özellikle kapitalizmin neoliberal dönemi, metaları iyice kullanım değerlerinden soyutlayıp tatminsiz bakışları tatmin edecek değişim değerleri haline getirmeye özen gösteriyor. Artık değeri, artık tat tarzında sunuyor. Piyasadaki ürünler ise, (belki onları üreten emekçilerin çektikleri acıların ürüne yansımasının sonucu) gerçekten fazla tat sunmaktan çok uzaklar, tersine tatları standartlaştırdıkları için yeni tatminsizlik üretmek zorundalar. Yeni tatminsizlikler ise, kapitalizmde sürekli bir giz halinde tutulan anlamlı iyi yaşama yönelik özlemleri de artırabiliyor, ama çoğunlukla yeniden pazarın renkli-ışıklı yüzeyselliğine dönüyor.
Belki bu nedenle kapitalizm, özellikle son aşamasında kendisini “ucuzluk” piyasası olarak sunuyor. Nereye baksanız tam bir “ucuzluk” kampanyası, her yerde ve her zaman sadece “indirim”! En temel ihtiyaçları karşılanmayan milyarlarca insanı es geçerek kimilerince “tüketim toplumu” diye yüceltilen kapitalizm, sadece bir ihtiyaca cevap veren nesneleri değil, nesnelerle ihtiyaçları da yarattığı için, ezici çoğunluğun ise temel ihtiyaçlarını karşılayamadığından tutumlu olması zorunluluğu nedeniyle, sözde “indirim” üzerine indirim sunuyor. Bu şekilde insanların, gerçekte sömürü düzeninden kaynaklanan, ama dini ve ideolojik ahlaklarla gerekçelendirdikleri tasarruf dürtülerine yanıt veriyor.
Hiç içinizden üzerinde “yüzde 50 indirim” yazan ürünün, indirimli yüzde 50’sini istemek geldi mi? Deneyin lütfen! “Ben sadece indirimi istiyorum” deyin lütfen. Alacağınız cevap malumdur. Bir filmde bir sahne görmüştüm: Kadın alışverişten eve geliyor, eşi “neden aynı kazaktan 4 adet aldın” diye soruyor. Kadın ise, “ucuzluk vardı, indirimden yararlanıp kâr ettim” diye cevap veriyor. Benzer sahneleri ve açıklamaları, her gün duymuyor muyuz? Kimi reklamlar, bunu çok açık ifade ediyor: “İçinizde olduğunu bilmediğiniz özlemleri keşfedeceksiniz!” Yani insanlar ihtiyaçlarını, özlemlerini bilmiyor, metaların reklamı insana özlemini öğretiyor. İnsan, işte bu kadar aşağılanıyor, her gün, her saat, her yerde!
Sürekli indirim ve ucuzluk kampanyaları, gerçekte ise, kapitalizmin yarattığı temel yokluğa/yoksulluğa işaret ediyor. Fiziksel, düşünsel, ruhsal yoksulluk!
Yani kapitalizm, insanlığın halen Marx’ın deyimiyle “tarih öncesinde” bulunduğunu her gün milyonlarca kez, ama belki artık görmeyen gözlerin önüne getiriyor. Giderek hepimiz, dışarıya açılan pencereleri kalmamış Leibniz’in monadelerine benzemiyor muyuz?
5 Temmuz 2010/Birgün
{jcomments on}


