Şu Yunanistan bir batsa - Ahmet Tonak
“Batsa da, voliyi vursam” diyen diyene. Yunan adalarına göz dikmiş bizim yeni yetme, paçoz zenginleri kastetmiyorum. Onlar, dünya ekonomisinin dertlerini ve nicel büyüklüğünü, yani büyük resmi dikkate aldığımızda tam bir teferruat. Kastım, Goldman Sachs, Bank of America gibi büyük spekülatör şirketler –bu vampirler için finans kuruluşları gibi tamamen yanıltıcı adlandırmaları terk etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Durumun vehametini anlayabilmek için bir iki hatırlatma yapayım. Önce haberlerden başlayalım.
İlk haber, Institute for Policy Studies’in "Şirket Yöneticilerinde İfrat ” adlı çalışmadan (Executive Excess 2011: The Massive CEO Rewards for Tax Dodging-- tinyurl.com/3t4sdw6). Bu çalışmanın incelediği 25 büyük ABD şirketinin yöneticilerinin 2010 yılındaki maaşlarının toplamı 417 milyon dolarcık! Aynı 25 şirketin ABD merkezi devletine ödediği vergilerin toplamı ise (- 7.6) milyar dolar. Eksi işarete dikkat. Bunun anlamı ödenmemiş vergilerin iadesi. Yani, bir tür sübvansiyon. Şirketlerin devlete vergi ödemesi yerine adeta devletin şirkete vergi ödemesi gibi bir acaiplik. Ama, bu dünyada ne olması gerektiği gibi ki, vergi ödeme düzgün olsun. Onu da tersine döndürmüşler.
Bu tür, IPS’in çalışması gibi ibret vesikaları sık sık yayınlanır. Çoğu medyada yer bulmaz, bulsa bile umursanmaz. Ama, içinden geçtiğimiz türden depresif momentlerde, devletin bir yandan muazzam harcamalar yaparak Wall Street spekülatörlerini kurtarırken, bir yandan da halkın yararlandığı hangi sosyal devlet harcamasını kesebilirim diye kafa yorduğu dönemlerde hafif de olsa telaş baş gösterir. İkinci haber bu telaşın tezahürü üzerine.
Kahramanımız dünyanın en zengin adamlarından spekülatör Warren Buffet. Financial Times’dan aktarıyorum: Mr. Buffet New York Times’a yazdığı bir yazıda az vergi ödemekten ne kadar hicap duyduğunu dile getirmiş. Nasıl duymasın? Bizatihi kendi memurları bile maaşlarının yüzde 33-44 kadarını devlete vergi olarak öderken, patron Buffet kendi gelirinin sadece yüzde 17’sini vergi olarak ödüyormuş. Yorgan tutuşmuş, Buffet’ın ayıbını örtmüyor. Birden memleketine duyduğu sorumluluk aklına gelmiş, Obama’ya akıl veriyor. “Yıllık geliri 1 milyon doları aşanlar biraz daha vergi ödeyebilir” diye buyurmuş Buffet. Reagancı-Thatcercı neo-liberal safsatanın en temel dayanağına da hafif bir darbeyi ihmal etmemiş bu arada: “İnsanlar potansiyel vergilendirmelerden korkmazlar, onlar para kazanmak için yatırım yaparlar…”
Warren Buffet haberi bağlamında Financial Times’ın bile gündeme getirmekten kaçınmadığı ihtiyaca da değinelim. Sadece zenginlerin gelirini değil, birikmiş servetlerini de vergilendirme ihtiyacı. Buffet’ın 40 milyon dolarlık geliri üzerinden alınacak vergi, 50 milyar doları aştığı rivayet edilen servetinden alınacak verginin yanında ABD devletinin dişinin kovuğunu bile doldurmaz. Yüzde 2’lik bir servet vergisi devlete 1 miyar dolarlık kazanç sağlar ki, bu da Buffet’ın vergilendirilebilir yıllık gelirinin 25 katıdır! (tinyurl.com/3flhac5)
Batan Yunanistan’a dönelim. Daha önce de yazmıştım defalarca, borsanın ilk ortaya çıkış ihtiyacından tamamen uzaklaştığını. Borsa eskiden üretim faaliyetlerine yatırım yapmak isteyen, ama sermaye eksiği olan kapitalistlere, üretim araçlarının mülkiyetini paylaşmak koşuluyla fon sağlayan kurumlara verilen ad idi. Oysa, şimdilerde bırakın bu orjinal amacını yitirmeyi, tamamen üretimden kopuk bir kumarhaneye dönmüş vaziyette. Ekonominin büyümesi, şirketlerin kâr etmesi halinde kazanma, yerini ekonominin (Yunanistan’ın, Portekiz’in, İspanya’nın, Türkiye’nin –niye olmasın?-) batması, şirketlerin iflası halinde malı götürmeye bırakmış.
Ve de gerçekten Goldman Sachs, Bank of America Yunanistan’ın borçlarını ödeyememe halinde voliyi vurmak için sotaya yatmış, bekliyor. Yeni borsa, “batsın bu Yunanistan” ve benzeri grotesk umutların, mezar kazıcılığın her türlüsünün finansal enstrümana dönüştürüldüğü yer. Müstehcen umutları sigortalayan da biz garibanlar.
4 Eylül 2011/Birgün
{jcomments on}