Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Ekonomi Sağlıkta soygun düzeni - Köksal Aydın

Sağlıkta soygun düzeni - Köksal Aydın

1 Ocak 2012 tarihi itibarıyla GSS’nin tüm maddeleri yürürlüktedir. Evlere gidilerek “gelir testi” yapılması bizlere 'kıtlık yılları' olarak bilinen 1940'ları hatırlatmaktadır.

AKP Hükümetiyle getirilen yeni rejim farklılığını her geçen gün daha fazla hissettiriyor. Piyasacı devlet, piyasaya açılmış ve sermaye tarafından kuşatılmış “kamu düzeni” ile birlikte üst yapıda da büyük çaplı değişim yaşanıyor. Ardı ardına yapılan operasyonlar ve son olarak Hrant suikastıyla ilgili verilen yargı kararı ile birlikte adalet duygusu alabildiğine aşınmış durumda. Platon’dan bugüne devletin temeli olmuş adalet duygusunun aşınması birçok alanı etkiliyor. Birçok tartışmayı da beraberinde getiriyor. Devlet “adaletsiz” olamayacağına göre belli ki eski adalet algı ve beklentisi de yenisiyle yer değiştirecek.

Küresel kriz, AB sürecindeki fiyasko, Arap coğrafyasındaki gelişmeler ve nihai olarak ABD emperyalizminin beklentileri gerek iç gerekse dış siyaseti derinden etkiliyor, “yeni rejim”in kenar çizgilerini çiziyor. Örneğin artık bu hükümetten hatta -belirli bir süre- bu sistemden kimse eskisi gibi bir demokrasi beklentisi içerisinde değil. (Anayasa tartışmalarındaki ‘ruhsuzluk’ da bu durumun bir tezahürü). Yeni rejim işçi sınıfının örgütsüzlüğü ve toplumsal muhalefetin zayıf ve dağınık olmasından fazlasıyla yararlanıyor. Ulusalcı cephenin dağılmasıyla oluşan boşluk yerini kocaman bir umutsuzluğa bırakmış durumda. Direkt veya dolaylı yollarla emek sömürüsü artarken, beğenmediğimiz eski kamu hizmetlerinden dahi yararlanamamanın getireceği toplumsal yıkımlar kaçınılmaz oluyor.

Sermaye sömürüsünün en vahşi şekilde saldırdığı alanların başında sağlık hizmetleri geliyor. Sağlıkta özelleştirme ve piyasalaştırmanın önündeki engeller aşıldığı içindir ki hizmetler hızla paralı ve pahalı hale geliyor.

Adım Adım Sağlık Hizmetlerinde Özelleştirme, Piyasalaştırma:
*2002 yılında iktidara gelen hükümet önce “acil eylem planı” ve “sağlıkta dönüşüm programı”nı yayınladı. Buna karşı sağlık örgütleri büyük grevler yaparak bu programa karşı kararlı bir şekilde direneceklerini gösterdiler.

*Sağlık emekçilerinin dayanışmasını kırmak için performansa dayalı döner sermaye uygulaması başlatılarak çalışanlar birbiriyle rekabet etmeye zorlandı.

*2005 yılında SSK sağlık kurumları mülkleriyle birlikte Sağlık Bakanlığına devredilerek ilaç tekelleri ve özel sektörün kar hırsını frenleyen bir yapı ortadan kaldırılmış oldu. Böylece 70 milyonun sağlık hizmeti gereksinimi piyasanın kar alanına açılmış oldu.

*Yine 2005 yılında temel amacı toplumu korumak olan birinci basamak sağlık hizmetleri amacından uzaklaştırılarak aile hekimliği uygulamalarına başlandı. 2011’de tüm ülkede tamamlanan aile hekimliği ile kamu bir asli görevinden daha çekilirken bir tür taşeron uygulama ve muayene modeli ortaya çıkarılmış oldu.

*2005 – 2008 yıllarında başta SES olmak üzere sağlık örgütlerinin mücadeleyi toplumsallaştırarak başarılı bir şekilde yürütmelerine rağmen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SS ve GSS) yasası çıkarıldı. Mücadeleyle yasanın birçok maddesi değiştirilmesine rağmen o dönemki “rejim çatışması” nın yarattığı siyasal atmosfer nedeniyle engellenemedi. Ancak hükümet yasanın birçok maddesini uygulamaya koyamadı, 2012’ye ertelemek zorunda kaldı.

*Tam gün yasası çıkarılarak başta hekimler olmak üzere çalışanlar daha da köleleştirildi.
Üniversite hastaneleri ekonomik ablukaya alınarak Sağlık Bakanlığınca ele geçirilmeye başlandı.

*Hastanelere Sağlık Bakanlığından ödenek akışı kesilerek ticari işletmeler gibi ‘kendi yağıyla kavrulması’nı hedefleyen bir yönetsel yapı oluşturuldu. Böylece sağlık hizmeti ile vergiler arasındaki ilişki koparılmaya başlandı.

*12 Haziran seçimleri sonrası çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile süreç büyük ölçüde tamamlandı. Bu KHK ile “holding” tarzı hastane işletmeleri, serbest sağlık bölgeleri, ithal hekim ve hemşire, güvencesiz çalıştırma başta olmak üzere bir dizi olumsuz düzenleme yasalaştırıldı.

* Yıllar içerisinde hizmetler taşeronlaştırma yoluyla parça parça özelleştirilirken güvencesiz çalışma esas çalışma haline getirildi.

Sağlık Hizmeti Almak İçin Kaç Kalem Harcama Yapıyoruz?
Sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılması ve özelleştirilmesi nedeniyle sağlık hizmeti giderek paralı ve pahalı hale geliyor. Kamu kaynaklarının büyük bir kısmı –sürekli artan oranlarda- özel sektöre akıtılırken, mevcut kamu sağlık kurumları da birer ticari işletme haline getirilmiş durumda. Özel sektörün bitmek bilmez kar hırsı nedeniyledir ki her geçen gün yeni harcama kalemleri ile karşılaşıyor, her geçen gün daha fazla sömürülüyoruz. Başta sağlık hizmetleri olmak üzere daha önce ücretsiz veya çok küçük ücretlerle aldığımız hizmetlere çok miktarda harcama yapıyoruz. Bu nedenle daha fazla yoksullaşıyoruz. Ödeme yapamadığımız durumda ise bu hizmetlerden yoksunlaşıyoruz.

Sağlık hizmeti almak için;
1- Vergi ödüyoruz. Üstelik çalışanlar daha çok vergi ödüyor. Türkiye %70’lere dayanan dolaylı vergilerle (KDV, ÖTV… vs.) dünyanın en çarpık ülkelerinden birisi durumunda. Buna rağmen sağlık hizmetleri toplanan bu vergilerden karşılanmıyor.

2- GSS’ na prim ödüyoruz. Üstelik öylesine acımasız bir yaklaşım ki asgari ücretin 1/3’ünden fazla (295 TL üzeri) geliri olan herkes prim yükümlüsü. Daha çok tüketimi ölçen “gelir testi”yle kimlerin ne miktarda GSS primi ödeyeceği belirleniyor ve prim yükümlüsü yapılıyor. Prim ödemeyene sağlık hizmeti yok!

3- Hastanelere gittiğimizde muayene katılım payı ödüyoruz. (Devlet hastanelerinde 8, özel hastanelerde 15 TL). Üstelik muayenenin paralı olduğu anlaşılmasın diye tahsilâtı eczanelere yaptırılıp, emeklilerin maaşlarından topluca kesiliyor.

4- İlaç ve tıbbi malzeme kullandığımızda % 20 katılım payı ödüyoruz.

5- Her reçete için 3 TL, 3 kalemden sonra her bir kalem için 1 TL ödüyoruz

6- Özel hastanelere normal tarifelerinin % 70 ine kadar ilave ücret ödüyoruz. Çoğu kez bu rakam %200’ lere kadar çıkabiliyor.

7- Yeni çıkarılan tebliğ ile özel ameliyatlar, özel tıbbi müdahaleler için ayrıca ücret ödememiz isteniyor. (Bıçak Parası!)

AKP Hükümetiyle Gelen 'Kıtlık Yılları'
Geliri asgari ücretin üçte birinden ( 295 TL ) az olan vatandaşların primleri devlet tarafından ödenecektir. Asgari ücretin üçte biri ( 295,3 TL) ile asgari ücret (886,5 TL) arasında olanlar, 295,3 × %12=35,4 TL, asgari ücret ile asgari ücretin iki katı arasında olanlar 886,5 × %12 = 106,38 TL ödemek zorundadır. Asgari ücretin iki katından daha fazla olanların 1773 × %12 = 212,76 TL tutarındaki primlerini her ay düzenli olarak kendileri ödemek zorundadır.

1 Ocak 2012 tarihi itibarıyla GSS’nin tüm maddeleri yürürlüktedir. Evlere gidilerek “gelir testi” yapılması bizlere 1940’lı yılları hatırlatmaktadır. Tarihe “kıtlık yılları” olarak geçen ve özellikle sağ iktidarlar tarafından istismar edilen bu dönemde yurttaşlarımız ekmeği karne ile almak zorunda kalmış, 1942 de çıkarılan “varlık vergisi” Türkiye siyasi tarihinin en çarpıcı vergi politikası olarak değerlendirilmiştir.

Bilindiği üzere 1939 – 1944 yılları 2. Dünya savaşı yıllarıdır ve bu dönemde 17 milyon nüfuslu Türkiye 1 milyon üretken gencini askere alarak savaş hazırlığı yapmıştır. Emek gücünün üretimden çekilmesi, karaborsa nedeniyle başta tarım ürünleri olmak üzere fiyatları artrmış ve bu durum kıtlığa yol açmıştır. 1940 – 1945 yılları arasındaki negatif büyüme toplumun tüm kesimlerini mağdur etmesine rağmen sorun varlık vergisi, zenginlerin vergilendirilmesi boyutuyla tartışılmıştır. Anadolu’ya yansıdığı kadarıyla bu dönem acımasız vergilerin toplandığı ama bunun karşılığında toplam 50 milyon insanın ölümüne yol açan Hitler faşizminden insanlarımızın korunduğu yıllardır. Bu dönem aynı zamanda üretimi artırma ve kırsal kalkınma amaçlı devrimci bir eğitim hamlesinin yapıldığı yıllardır. 1940 yılında kurulan Köy Enstitüleri yakın tarihimizin en önemli ve sağ iktidarlara korku saçan girişimi olarak tarihte yer almıştır.

Bugün 2. dünya savaşı yok. Aradan geçen yaklaşık 60 yıllık bir süreden sonra evlere gelen ve yoksul vatandaşı GSS adıyla bir tür vergiye (üstelik her ay ödenmek üzere) bağlayan hükümete bunun hesabı sorulacak mı? Ödenen onca verginin nerelere kullanıldığı, vergiyi toplayıp karşılığında sağlık hizmeti vermemenin, sağlık hizmeti için ayrıca (en az 5–6 kalem daha) para istemenin bir toplumsal siyasal bedeli olacak mı? Sınıf sömürüsünün bu haksız ve adaletsiz biçimi için sınıf örgütleri bir tutum alacak mı? Parasızlık yüzünden sağlık hizmeti alamayan yurttaşlarımız oylarını yine aynı adrese verecek mi? Hizmet alamamanın başta salgın hastalıklar olmak üzere sağlık ortamında yaratacağı olası risklerden nasıl korunacağız?

Soruları çoğaltmak mümkün. Yapmamız gereken ise bu soruları yerellerde oluşturduğumuz sağlık hakkı platformlarında hep birlikte sormak ve ortak yanıtlarımızla, ortak aklımızla, dahası vicdanımızla harekete geçmek olmalıdır.

31 Ocak 2012/Muhalefet.org