Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Ekonomi Küresel enflasyonun ardındaki etkenler - I - Erinç Yeldan

Küresel enflasyonun ardındaki etkenler - I - Erinç Yeldan

Acaba mevcut enflasyon sürecinin gerçek nedenleri 2003 sonrasında küresel finans piyasalarındaki aşırı şişkinlik, ABD ve Batı Avrupa ekonomilerinde aşırı borçlanmayla beslenen tüketim çılgınlığı ve aşırı genişleyen kredi talebi gibi olgularda mı yatmaktadır? Günümüzde yaşanan stagflasyonun ardında yatan ana etken, Çin ve Hindistan’ın yüksek tempolu büyümesinin yarattığı talep baskısından ziyade, acaba ABD’den kaynaklanan finansal varlıklardaki aşırı şişkinlik ve spekülatif beklentilerde mi gizlidir?

 

Küresel mal ve hizmet piyasalarında “ithal” enflasyon tehdidi giderek yoğunlaşmakta. Mayıs ayı enflasyonu ABD’de üretici fiyatlarında yüzde 7; Çin’de ise yüzde 8.5 düzeyinde gerçekleşti. Yıllık enflasyonun hızı Arjantin, Venezüella ve Vietnam gibi gelişmekte olan ekonomilerde yüzde 20’lere yaklaşıyor. Küresel enflasyon tehdidinin yanı sıra dünya ekonomisinin bir bütün olarak durgunluğa girmesiyle birlikte artık stagflasyon (durgunluk içinde enflasyon) tehlikesi tartışılır durumda. Bu niteliğiyle birlikte günümüzün enflasyon tehlikesi, 1970’lerin ikinci yarısında yaşanan dünya enflasyonu ile karşılaştırılmaya başlandı.

Bugünlere nasıl ulaştık? Tam enflasyon canavarının artık alt edildiği ve tüm dünyada makro istikrarın sağlanmış olduğu (ve bütün soruların yanıtlarının bilindiğinin savlandığı) bir ortamda nasıl oldu da iktisat yazını tekrardan 1970’lerin korkulu günlerini anımsar oldu?
Bu sorunun basit ve oldukça kestirme yanıtı çoğunlukla “Çin ve Hindistan’ın hızlı büyümesiyle” ilintilendirilmekte. Bu sava göre Çin ve Hindistan’ın dışa açılmasıyla birlikte yakaladıkları hızlı büyüme performansı sonucu bu ülkelerin orta sınıflarının alım gücü yükselmiş ve dünya piyasalarında talep fazlası yaşanmıştır. Hızlı sanayileşme kervanına katılan Vietnam, Tayland, Malezya gibi diğer gelişmekte olan ülkeleri de düşünürsek, dünyanın kıt kaynaklarına olan talep doğal olarak enflasyonist baskıların şiddetlenmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla günümüzün küresel enflasyonu arz talep yasalarının yansımasından başka bir şey değildir.

***

Bu sav ilk bakışta akla yakın görünse de, şu soru karşısında yanıtsız kalmaktadır: Çin ve Hindistan 1990’dan bu yana, yaklaşık 20 yıldır dünya ortalamasının üstünde büyüme sergilemekteydi. Dolayısıyla, bu ülkelerden gelen talep fazlası “yeni” bir olgu değildir. 20 yıldır süregelen bir olgu, 2008 başında nasıl birden bire küresel çapta bir enflasyonist sürecin ana nedeni olabilir?

Acaba mevcut enflasyon sürecinin gerçek nedenleri 2003 sonrasında küresel finans piyasalarındaki aşırı şişkinlik, ABD ve Batı Avrupa ekonomilerinde aşırı borçlanmayla beslenen tüketim çılgınlığı ve aşırı genişleyen kredi talebi gibi olgularda mı yatmaktadır? Günümüzde yaşanan stagflasyonun ardında yatan ana etken, Çin ve Hindistan’ın yüksek tempolu büyümesinin yarattığı talep baskısından ziyade, acaba ABD’den kaynaklanan finansal varlıklardaki aşırı şişkinlik ve spekülatif beklentilerde mi gizlidir?

***

Finansal varlıklardaki başıboş dalgalanmaların yarattığı spekülatif beklentilere bir örnek geçen hafta başında (11 Haziran’da) Rus doğalgaz ve enerji devi Gazprom’dan geldi. Gazprom, petrol fiyatlarındaki artışın ivmelenerek süreceğini ve önümüzdeki yıl varil başına 250 dolara ulaşacağını öne sürmekteydi. Bu beklentinin hemen ardından petrol tekeli BP ise enflasyonun ana nedeninin “arz-talep dengesizliği” olduğunu vurgulayarak, çözümü piyasalara bırakın çağrısı yapmaktaydı. Ancak BP, piyasaların “serbest” işleyişini gene de yeterli görmüyor, bir yandan da sermaye gelirleri üzerine olan vergilerde yeni muafiyetler ve “arz yönlü” teşviklerin devreye sokulmasını öneriyordu. Uluslararası şirketler bir yandan tekelci konumlarının yarattığı stratejik güçlerini fiyat beklentilerinin kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirilmesi için kullanırken, bir yandan da yeni teşvikler ve vergi indirimleri ile kârlarını güvenceye almaya çalışmaktaydı.

Küresel piyasalarda “serbest” piyasanın “arz-talep yasaları” değil, uluslararası tekellerin stratejik kararları belirleyici rol oynamaktadır.

Küresel enflasyonist baskıların yapısal nedenlerini irdelemeye önümüzdeki haftaki yazımda devam edeceğim.

25 Haziran 2008
Cumhuriyet{jcomments on}