Kriz çalışma yaşamını teğet geçmiyor, doğrudan vuruyor - Veysi Ülgen
12 Haziran seçimleri sonrasında küresel ekonomik krizin
Avrupa’yı sarstığı günlerde Başbakan Yardımcısı Ali Babacan krizin Türkiye’yi de etkileyebileceği uyarısını yapmıştı. 13 Temmuz’da TOBB heyeti ile yaptığı görüşme sonrasında gazetecilerin konu ile ilgili sorularına karşılık Babacan; Avrupa ile ilgili tüm risk göstergelerinin rekor seviyeye yükseldiğini, Avrupa’da olabilecek ciddi sarsıntının Türkiye’de de hissedilebileceği uyarısını yapmıştı.
Hükümetten hem de ekonomiden sorumlu bir bakanın bu yönlü açıklamasından sonra küresel krizin etkileri üzerine iş dünyasında bir panik havası egemen oldu. En sonunda Başbakan krizin ülkemizi teğet bile geçmeyeceğini ve ekonominin dimdik ayakta olduğunu açıklamak zorunda kaldı. Hükümetin programlarına hep pozitif açıdan bakan geniş bir medya Ali Babacan’a rağmen krizin hiçbir etkisinin olmadığını zaten vurguluyordu. Zira öyle bir basın ortaya çıkmış ki ortaya atılan her konuda bir komplo aranıyor. Oysa ekonomik krizi sadece muhalifler değil bizzat Başbakan Yardımcısı da hatırlatmıştı.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın açıklamasını, kendisine gazetecilerin hatırlattığı mayıs ayı sonu itibarıyla yaklaşık 37,3 milyar dolara ulaşan cari açığı değerlendirirken yaptığını hatırlayalım. Aksi halde hükümetin
ekonomi icraatlarını ‘icraatın içinden’ gibi sunan medyada krizin etkileri haber bile olmayacaktı.
Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ile Başbakan’ın açıklaması arasında iki haftalık bir zaman diliminde yıllardır belli bir aralıkta seyreden dolar ve euro beklentilerin üzerinde bir artış gösterdi. Bu yükselme bile olası bir krize karşı alına önlemler olduğunu gösteriyor. Yani sermaye kendisini koruyor. Zaten Başbakan da krizi inkar etmiyor. Sadece etkilemeyeceğini söylüyor. Ve vatandaşı da israf konusunda uyarıyor. Burada krizin yükü yine vatandaşın üzerinde kalacak görünüyor.
Doğrusu seçim sonuçları medya ve iş dünyası desteği ile hükümetin ekonomik kriz iyi yönetebileceğini gösteriyor. İş dünyası bu krizi bu geniş destekle atlatabilir. Ekonomik krizin yönetilmesinde hükümete bir destek de işçi sendikalarından geldi. Bazı işkollarında yapılan toplu sözleşmelerde Türk-İş ve Hak-İş hükümetle hiçbir sorun çıkarmadan anlaştı. Eğer ki bu anlaşmalarda kıdem tazminatı meselesinde ve esnek çalışma konusunda çalışanlar lehine kazanımlar olsaydı belki sendikalar kendini savunabilirdi. Oysa dövizin arttığı bir dönemde ücretlere zam konusunda bile hükümetin önerilerine teslim oldular.
Kapitalizmin doğasında var olan ekonomik krizler ülkenin hem sermayesini hem de çalışma yaşamını çok özel durumlarda tümden vurabilir. 2008 yılında Amerika’da başlayan ekonomik krizi 1929 bunalımı ile kıyaslamamak gerekir. O dönemde yeni bir sosyalist ülke vardı. Ve dünyanın her yerinden işçi sınıfı mücadelesi yükseliyordu. Sermaye bugünkü anlamda küreselleşmemişti. Ulus devletlerin yükseliş dönemiydi. Bugün ise Amerika’da bankalar batıyor. Ancak Amerika sermayesi artık sadece Amerika’da değildir. Dünya genelinde kapitalizme karşı sınırlar üstü bir muhalefetin olmayışı da kapitalistlerin işini kolaylaştırmaktadır.
Neo-liberal kapitalist dünyada süreğen ekonomik krizler emekçileri vurmaktadır. İş dünyasının krizlerde kendini kurtarması her zaman emekçilerin aleyhine sonuçlar doğurmuştur.
Biz de krizin vurmaya başladığı 2008 yılından beri işten atılmalara, asgari ücrete yapılanlara, güvencesiz, esnek çalışmanın artırılmasına dikkat çekiyoruz. Kriz çalışma yaşamını teğet geçmiyor, doğrudan vuruyor. Kriz şimdiden hayat pahalılığı, borçlanma, işsizlik tehdidi ve güvencesiz çalıştırmaya yol açmıştır. Krizin bu tarafına dikkat çekmeye devam edeceğiz.
3 Ağustos 2011/Özgür Gündem
{jcomments on}