Türkiye ekonomisinin gidişatına mı baksınlar? Sermaye birikimi? Büyüme potansiyelinin yüzde 4 eşiğini aşamaması? İhracatın ithalata aşırı ve artan bağımlılığı? Yedi yılda tarımda istihdamın üç milyon düşmesi; işsizlerin iki buçuk milyon artması? Tarımsal fiyatlarda çöküntü? Dolar milyarderlerinin bir yılda yüzde otuz artarak Japonya’nın önüne geçtiği bir yılda gelir dağılımı?
Finans uzmanları zor durumda. Zaman zaman “şeytan üçgeni” diye adlandırdığımız borsa-kur-faiz üçlüsünün seyrini öngörmek ve rantiyeleri yönlendirmek işlevini üstlenmiş durumdalar. Hayatlarını da böyle kazanıyorlar.
“Yüksek uluslararası likidite süregeliyor. FED’in faiz artırmaları son buldu. ABD ekonomisinde endişeler yersiz. AB’de canlanma var. Yükselen piyasalara sermaye girişinde daralma söz konusu değil. Türkiye’de Merkez Bankası güven ve istikrar ortamını yeniden sağladı. İşler yolunda.” Dünyaya pembe gözlüklerle bakan bu mesajı uzunca bir süreden beri müşterilerine aktarıyorlardı.
Şubat sonlarına doğru huzurları kaçmaya başladı. Önce Japonya Merkez Bankası (JMB) faiz oranlarını yüzde 0,25’ten 0,50’ye yükseltti. Bu “sembolik” denebilecek hareketin finansal piyasalarda yol açtığı tedirginliğin ardında “carry trade” (açıklayıcı bir Türkçeyle “taşıma suyla ticaret”) olgusuyla karşılaştılar. Japonya’da düşük faizle borçlanıp buralarda yüzde 15-20’lik hazine bonolarına para bağlayanların, “JMB faizleri daha da yükseltirse gelmeyiz” tavrı içine girmiş olmalarından endişeye sürüklendiler.
Ardından anlaşıldı ki, bizim buralarda Japonya’dan (yen’den) kaynaklanan plasmanların önemli bir bölümünün “taşıma suyla” (yani krediyle) değil, borçlanılmadan ve doğrudan doğruya Japon yatırımcılar tarafından yapıldığı anlaşıldı. Hal böyle ise, yen’den kaynaklanan sermaye hareketleri Japonya faiz hadlerine değil, yen’in değer kazanma olasılığına karşı duyarlıdır. Şubat başını izleyen bir ay içinde dolar/yen paritesi 120’den 115’e düştü. Ya devam ederse ve Japon yatırımcılar paralarını ülkelerinde tutmayı yeğlerlerse, tüm yükselen piyasalarda ve bizim borsamızda neler olur? Bu kez, “aman dolar 115 yen’in altına düşmesin” diye yakardılar.
Finans uzmanları bu sıkıntılı sorular altında bunalırlarken, Şubat sonunda FED’in eski başkanı Greenspan, “ABD ekonomisinde gerileme gündemdedir” diye boşboğazlık etmez mi? Ve ardından Şanghay borsası bir günde yüzde 9 düşmez mi? Dünyanın dört bir yerinde finansal piyasalar üç günlük bir çalkantıya daha sürüklenince akıllar yine karıştı. Greenspan, daha sonra, “yanlış anladınız; mümkün, ama muhtemel değil demek istedim” diye tevile yöneldi. Şanghay borsasının da “dışa kapalı” olması nedeniyle oradan kaçanların ABD tahvillerine sığınmalarının mümkün olmadığı anlaşıldı ve ortalık yatışır gibi oldu.
“Geçici bir düzeltme, başladı, bitti...” Uzmanlarımız bu iyimser mesajı pazarlamaya başlarken, bu kez bir başka fırtına daha esmez mi? Bu kez, ABD ekonomisinin çürük halkası olan konut piyasası karıştı: İpotekli konut kredisi (“mortgage”) sektörünün “çürükçü” (yani itibarı düşük olanlara kredi açmakta uzmanlaşmış) bölümünün önde gelen şirketlerinden New Century’nin, kendisine kredi açan bankalara (öncelikle Barclays ve HSBC’ye) ödeme yapamayacağı; kısa vadeli borç yükümlülüklerinin 8 milyar doları bulduğu; iflas etmek üzere olduğu; benzer konumdaki şirketlerin de uçurumun kenarında olduğu anlaşıldı.
ABD ekonomisi, konut sektöründen başlayan bir daralmaya ve bankalara da yayılacak finansal bir sarsıntıya mı gidiyor? Önce piyasa aktörleri teskin edilmeye çalışıldı: İpotekli konut kredisi sektörünün “çürükçü” kesiminin, 8 trilyon dolarlık sektörün sadece sekizde birini oluşturduğu; diğer kesimlerin güvencede olduğu ileri sürüldü. Tam bu sırada felâket habercisi Greenspan tekrar ağzını açmaz mı? Fetvayı verdi: “Bu sıkıntı tüm sektöre yayılabilir.” Üstüne üstlük, George Soros’la birlikte uğursuz Quantum Fonu’nun kurucusu olan Jim Rogers de konuştu: “ABD konut piyasası korkunç bir çöküntünün eşiğindedir. Yükselen piyasaların kimi yüzde 80, kimi yüzde 50 iniş gösterecek. Kimisi herhalde çökecek. Likidite şenliği son buluyor.” Bir de kendisini örnek gösteriyor: “Yükselen piyasalardaki tüm yatırımlarımdan çıktım. Manhattan’daki evimi de satıp Asya’ya taşınacağım.”
Bu kargaşa içinde bizim finans uzmanları ne yapsın? Yerli, yabancı müşterilerine nasıl akıl versinler?
Türkiye ekonomisinin gidişatına mı baksınlar? Sermaye birikimi? Büyüme potansiyelinin yüzde 4 eşiğini aşamaması? İhracatın ithalata aşırı ve artan bağımlılığı? Yedi yılda tarımda istihdamın üç milyon düşmesi; işsizlerin iki buçuk milyon artması? Tarımsal fiyatlarda çöküntü? Dolar milyarderlerinin bir yılda yüzde otuz artarak Japonya’nın önüne geçtiği bir yılda gelir dağılımı?
Boşuna yorulmayın. Finans, kumarhane ekonomisiyle ilgilidir; bu konularla değil...
18 Mart 2007
Kaynak: www.sol.org.tr{jcomments on}