Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Ekonomi Anadolu sermayesi- Oğuz Esen

Anadolu sermayesi- Oğuz Esen

Referandum sürecinde, öncesinde ve özellikle sonrasında,  sıkça   Anadolu sermayesine göndermeler yapıldı.  Esasen bu tartışmalar yeni değildi ve 90’lı yıllara kadar uzanıyordu. Ancak o dönemde tartışmalar çoğunlukla ekonomik eksende yapılıyor ve Anadolu’da yeni sanayileşen kentlerin ve  popüler ifadesiyle “Anadolu kaplanlarının”  gelişme dinamiklerinin belirlenmesi ve ortaya çıkan bu sanayi tabanının nasıl yaygınlaştırılacağı ve derinleştirileceği çerçevesinde yoğunlaşıyordu.

2000’li yıllarda   tartışmaların ekseni değişti.  Kendi ayakları üzerinde durduğu varsayılan  Anadolu sermayesi temeli üzerinde yükselen muhafazakarlığın politik ve toplumsal sonuçları tartışmaların odağını oluşturmaya başladı.

Bu konuda ileri sürülen tezleri üç noktada toplamak mümkündür. Birincisi, mal ve sermaye piyasalarında serbestleşme ve küreselleşme Anadolu’da sermaye birikim sürecini hızlandırmış, iç pazarlar hakim sermaye grupları tarafından tutulduğu için, ağırlıklı olarak dış pazarlar için üretim yapan yeni bir sermaye grubu ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, elinde çanta,  dünyanın en ücra köşelerine mal satmaya giden hırslı, atak, girişken fakat aynı zamanda muhafazakar yeni bir girişimci sınıf doğmuştur.

İkincisi, bunlar önce çevrelerini daha sonra da yaşadıkları Anadolu kentlerini  dönüştürmüşler, bunun sonucunda eskinin tarıma , ticarete ve az sayıda geleneksel mal üretimine  dayalı Anadolu kentleri birer sanayi ve ihracat merkezi haline gelmiştir. Bu kesimler ve bu kentler ekonominin en dinamik unsurları olurken, Türkiye ekonomisinin başta İstanbul olmak üzere geleneksel sanayi  merkezleri ile aralarındaki açığı hızla kapatmaya başlamışlardır.

Nihayet, Anadolu sermayesi genellikle belirli mekansal konumu işaret etmekle beraber, 90’lı yıllardaki tartışmalardan farklı olarak, son dönemde  esas vurgu, Kayseri, Konya, Maraş, Çorum, Malatya vb orta Anadolu  kentlerine  yapılmaktadır.

Kimi zaman bu tezler mantıksal sınırlarına kadar götürülmekte ve  Türkiye ekonomisinin en dinamik unsurları olduğu varsayılan bu kesimlerin, ekonomik gelişimleri önünde artık engel olarak gördükleri siyasal çerçeveyi de zorlamaya başladıkları, böylece toplumsal değişim ve dönüşümün de öncüsü oldukları ileri sürülmektedir.

Bütün bu tezler ne ölçüde gerçeği yansıtmaktadır?  Bu soruya çeşitli biçimlerde cevap vermek mümkündür. Anadolu sermayesinin serpildiği kentlere ilişkin bazı temel göstergeler bu konuda bize bazı önemli bulgular sağlayabilir. Şu iki sorunun cevabı önemlidir. Birincisi, Anadolu sermayesinin filizlenip, serpildiği bu kentler, geleneksel sanayi merkezleri ile aralarındaki farkı kapatacak bir gelişme göstermişler midir? Kısaca bu illerin göreli konumlarında yukarıdaki iddiaları destekleyecek bir gelişme olmuş mudur? İkincisi, iktisadi liberalizmin ve küreselleşmenin sağladığı imkanlar sonucu bu iller birer ihracat merkezlerine dönüşmüş müdür?

Öyleyse, kentlerin üretim gücünü gösteren gayri safi yurtiçi hasıla rakamlarına bakalım. 1987 yılında Türkiye’nin ekonomik olarak en büyük yedinci ili Konya, on ikincisi  ise Gaziantep’tir.  Konya’nın toplam gayri safi yurtiçi hasılası, İstanbul’un yüzde 14’ü kadardır.  Denizli ve Kayseri Konya’nın yarısı kadar mal ve hizmet üretmektedir. 90’lı yılların ortasına gelindiğinde bu kentlerin İstanbul’a göreli konumları değişmemiş hatta bir parça fark açılmıştır.

Ancak nüfus oranları farklı olduğu için kişi başına gayri safi yurtiçi rakamları daha anlamlı sonuçlar verecektir. Bu kentlerin kişi başına GSYİH rakamlarını, Türkiye ekonomisinin merkezi durumundaki İstanbul’a oranla göstermek yakınsamanın olup olmadığı konusunda daha iyi bir fikir verecektir.  İllere göre GSYİH verileri 2001 yılında sona eriyor.  Gaziantep’in kişi başına gelirinin İstanbul’a oranı 1987 yılında yüzde 49 iken, 2001 yılında yüzde 52’ye, Konya’nın 47’den 51’e, Kayseri’nin 42’den 60’a, Malatya’nın 40’dan 46’ya çıkıyor. Denizli’nin 59’dan 52’ye azalıyor.

2000’li yıllardaki gelişmeleri izleyebileceğimiz tek veri bölgesel katma değerlerdir. Konya’nın  Karaman’la birlikte kişi başına katma değerinin, İstanbul’a oranı 2006 yılında  yüzde 48’e azalıyor. Çorum’un  daha zengin Orta Karadeniz illeri birlikte katma değerlerinin İstanbul içindeki payı 46’ya, Malatya’nın Elazığ, Bingöl ve Tunceli ile  beraber yüzde 37’e geriliyor. Karşılaştırma hatası risklerini göze alarak, bu verilerden hareketle çarpıcı bir yakınsamanın olduğunu söylemek zordur.

Gelelim ihracata. Tablo 1’de ihracat rakamları gösterilmiştir. 2000-2008 yılları arasında bu kentlerin ihracatları kendi içinde artmış olmakla beraber toplam  içindeki paylarında anlamlı artışlar olmamıştır.

Kişi başına düşen ihracat olarak baktığımızda, ele aldığımız kentler içinde 2008 yılında  ihracatı bin doların üzerinde olan yalnızca Denizli ve Gaziantep vardır. Zaten bu sekiz yıl içinde göreli durumu iyileşen ve İstanbul’a yaklaşan da bu iki ildir. Tablo 3 ihracat açısından diğerleri için bir yakınsamanın söz konusu olmadığını göstermektedir.

Elbette bir gelişme vardır. Bazı kentlerin mutlak olarak önemli bir gelişme gösterdiği doğrudur. Tarihsel olarak bölge merkezi durumundaki bu kentler Türkiye ekonomisinin gelişimine ve küresel piyasalarla bütünleşmesine paralel olarak öne çıkmışlar ve belirli bir sermaye birikimi ile var olan sanayi altyapılarını geliştirmişlerdir.  Ancak bu durumun mevcut tezleri destekleyen sağlam bir temel olmadığı da ortadadır.

4 Kasım 2010/Birgün

{jcomments on}