Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Derlemeler Ekonomi Almanya, göçmenler ve entegrasyon - Uğur Gürses

Almanya, göçmenler ve entegrasyon - Uğur Gürses

Almanya’nın nüfusu, 2050 yılına doğru bugüne göre yüzde 10 azalmış olacak. Ama bunun da ötesinde, ekonomideki insan kaynağı, yani işgücü potansiyeli daha fazla küçülecek: Yüzde 20 oranında. Nedeni yaşlanma. Bugün çoğumuzun, orada yaşayan ve çalışan Türk yurttaşlarından dolayı ilgili olduğumuz, ‘yabancı düşmanlığı’ merceğinde görmeye alıştığımız Alman siyaseti de bu soruna dayalı olarak gelişiyor.

Almanya’nın Federal İstatistik Ofisi’nin nüfus tahminlerinden hareketle geliştirilen iş ve istihdam tahminlerine göre Almanya, 2050 yılına dek her yıl ortalama 200 bin göçmen kabul edecek. Bu olmazsa da 2050 yılına gelindiğinde bugüne göre potansiyel işgücü yüzde 40 düşmüş olacaktı.

Küresel kriz, ekonomik yavaşlama gibi gelişmeler belki bu tabloyu biraz değiştirebilir. Görece daha az göçmen ihtiyacı gerekebilir. Ama nereden bakılırsa bakılsın, göçmen ihtiyacı Almanya için uzun vadeli bir zorunluluk.
İşte bu önemli zorunluluk, Almanya’daki siyasetin ana odağında duruyor.

‘Çokkültürlülükten’ entegrasyona

Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in ‘entegrasyon’ vurgusuna ağırlık vermesinin temel nedeni de buradan kaynaklanıyor. Almanya’daki herkes göçmen ihtiyacının bir zorunluluk olduğunun farkında. Küresel krizle birlikte muhafazakâr eğilimlerin güçlenmesiyle, toplumsal yapıdaki bu farklılık artık ‘çokkültürlülük’ çerçevesindeki bir hoşgörü değil de
biraz da zorunluluk içeren ‘entegrasyon’ ile tanımlanıyor.

Kendi partisi içindeki daha muhafazakâr kanadın “Mülteci ülkesi mi oluyoruz?” seslerinin yükselmesi ile Merkel’in Der Spiegel’e açıkladığı gibi “Entegrasyon ülkesiyiz” demesi anlamlı. Malum, Angela Merkel’in yakın zamanda “Çokkültürlülük başarısız oldu” demesi, önemli bir rota tercihini içeriyor.

Merkel, Der Spiegel’e ‘entegrasyon ülkesi’ olmayı şöyle tanımlıyor: “Bir entegrasyon ülkesinde, toplumsal değerlere ve yasalara uygun olarak yaşamaya hazırlıklı tüm yabancı uyruklu kişiler makbuldür, Alman yurttaşlığına girseler dahi.”

Ucuz işgücünün sırrı

Almanya’nın mevcut demografik eğilimleri, göçmen kabulünü zorunlu kılıyor. İşte bu zorunluluk da göçmen kabul kurallarını belirliyor. O da temel olarak nitelikli işgücü özelliği olan göçmenlerin gelmesi. Birincisi, Almanya’da öğrenim görmüş olanlar. Özellikle Avrupa Birliği içinde serbest dolaşım hakkı olan yeni üye ülke yurttaşlarından nitelikli olanlar. Üçüncüsü de yıllık geliri 66 bin euro olan yabancılar.

Almanya’da muhafazakârların hoşuna gitmeyen ama işgücünün bugün olduğu gibi gelecekte de önemli bir ağırlığını oluşturacak olan bu göçmen topluluğu; Almanya’ya, Avrupa Birliği içinde görece daha düşük bir işgücü maliyeti, düşük ücret yapısı avantajı da sağlıyor.

Son altı ayda Avrupa Birliği’ndeki krizde de Avrupa Birliği’nin ortak parası eurodaki dalgalanmaya karşı da Almanya’nın istikrar arayışında başı çekmesi anlamlı. Zira ortak para birimi şemsiyesi altında, Avrupa Birliği’ndeki işgücü maliyeti açısından pahalı olan diğer ülkelerin rekabetçi kur ayarlaması olanağından uzak olmalarının Almanya’ya avantaj sağladığını unutmamak gerekiyor.

3 Kasım 2010/Radikal

{jcomments on}