Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anasayfa İçerik Haberler Dünya Haberleri Akdeniz sularında askeri dengeler ne durumda

Akdeniz sularında askeri dengeler ne durumda

akdeniz-sularinda-askeri-dengelerGeçtiğimiz iki yıllık süre zarfında Akdeniz, çeşitli kereler bölgedeki kriz başlıklarının uzantıları bazı gerilimlere sahne oldu. Yardım filosu, Arap baharı, Kıbrıs’la yaşanan sorunlar yakın dönemde de birçok donanmanın bu sularda gezineceğinin sinyallerini veriyor.

Özellikle 11 Eylül’den sonra yayılarak artan bir karışıklık dalgasının merkezinde yer alan Doğu Akdeniz, Orta Doğu coğrafyasında önemli siyasi-askeri gerilim alanı. Yakın dönemde İran’ın süveyş kanalından geçerek katıldığı tatbikatlar, Libya’ya uygulanan blokaj ve sonrasında saldırı, İsrail’in ulusalarası sularda yaptığı hukuksuz müdahaleler, sürekli bir sorun halinde birçok rotada devam eden, bir güvenlik sorunu olarak algılanan ve çoğunlukla ölümle sonuçlanan göçmen ve mülteci akınları ve Kıbrıs’ın sondaj çalışmaları ile ilgili Türkiye ile yaşadığı sorunların geldiği boyut gibi örnekler Akdeniz’in uluslararası hukuk boyutunda sürekli bir tartışma konusu haline gelmesine neden oluyor.

Uluslararası sular ve donanmalar
Uluslararası Hukuk’ta genel olarak kabul edildiği haliyle uluslararası sular, ülkelerin karasuları dışında kalan ve hiç bir ülkenin siyasal hak iddia edemediği sular olarak tanımlanıyor. Kıta sahanlığı ve ekonomik bölge ilanı gibi bazı durumlarda bu suların bir bölümü üzerinde bazı ekonomik ve bilimsel iddialarda bulunabilse dahi, bu sular asla ülke sınırları içerisine dahil edilemiyor ve geçiş hakkı hiçbir şekilde kısıtlanamıyor.

Bu durumda özellikle emperyalist güçlerin stratejik manevraları için uluslararası sularda devriye gruplarını barındırmasını sağlıyor. Günümüzde ABD donanması bu konuda sistemli ve etkin bir şekilde hareket ediyor. ABD’nin bölgedeki iki önemli donanması ise 5. ve 6. filolaları. Bu filolar “Arap Baharı” boyunca da bölgede büyük bir etkinlik göstermişti.

Doğu Akdeniz’in donanmaları
Bölge donanmalarının yanı sıra, ABD, Rusya ve İran gibi güçlerin de yakın dönemde bölgede etkinliklerini arttırması gözleri Doğu Akdeniz ülkelerinin kendi deniz kuvvetlerine çeviriyor.

Türkiye:
Türk Deniz Kuvvetleri, Doğu Akdeniz donanmaları içinde en güçlüsünü oluşturuyor. Bünyesinde 48,600 personel, 75 uçak, 19 fırkateyn, 7 korvet, 14 denizaltı ve 108 hücum bot barındıran Türk donanmasının kuvvetlerinin büyük bir bölümü Ege ve Akdeniz’de konuşlanmış durumda.

2. Dünya savaşı sonrasından 80’lere kadar modernizasyonunu ABD’nin eline bırakmış olan Türkiye özellikle geçtiğimiz yıllardan itibaren Alman yapımı gemilere yönelmiş durumda. Bunun yanı sıra Fransa, Norveç, Kanada gibi ülkelerle de çalışan Türkiye’nin mayın döşeme sınıfı ve amfibi gemilerinde ise ABD hakimiyeti sürüyor. Türkiye, özelikle Fırkateyn ve Korvetler’de kendi üretimi gemileri de hayata geçirmeyi planlıyor. Bu modellerin hayata geçmesi, genellikle Alman ve Fransız ornijallerinin uyarlaması ve Türkiye’de üretilmesi olacak.

Türk Donanmasının kara harekatı potansiyelini de 4500 kişilik Amfibi Tugayı ve SAS ve SAT komandoları oluşturuyor.

Mısır:

Bölge’de donanma gücü olarak Türkiye’yi takip eden ülke Mısır. 221 gemilik filosunda 4 denizaltı ve 8 Fırkateyn bulunan Mısır’ın bu konuda uzun süre boyunca tedarikçisi Sovyetler Birliği ve sonrasında Rusya iken, Mısır da son yıllarda ABD ve Almanya ile yeni anlaşmalar yapıyor. Uzun yıllar boyunca Arap dünyasının da bir nevi öncü ülkesi poziyonundaki Mısır’da ordunun, dolayısıyla da donanmanın rolü büyük. Mübarek’in devrilmesinden sonra oluşturulan Yüksek Askeri Kurul'un yönettiği Mısır’da Deniz Kuvvetleri Komutanı Mohab Mabiş’in de bir ağırlığı var. Toplam insan gücü ise 2 bin kişilik sahil güvenlik ile beraber 20 bini buluyor.

İsrail:
Akdeniz’in saldırgan ama yanlız ülkesi konumundaki İsrail’in ise büyük çoğunluğu küçük çaplı olan, 3 korvet ve 10 hücumbotu bulunan 64 gemilik bir filosu bulunmakta. Ancak İsrail’in askeri alandaki üstünlüğü bu konuda da kendini gösteriyor; İsrail donanması büyük çoğunluğu ile kendi üretimlerinden oluşuyor. Bölgedeki etkinliğine kıyasla görece güçsüz bir donanmaya sahip görünse de, İsrail bu açığını çok güçlü füze ve hava saldırı olanakları ile fazlası ile kapatıyor. Bu kuvveti özellikle savunma anlamında İsrail’i bölgenin en güçlü ülkesi yapıyor.

Yunanistan:
Bir deniz ülkesi konumundaki Yunanistan’ın donanması ise 84 savaş gemisi ve 29 savaş uçağından oluşuyor. Genel tedarikçisi Rusya ve Ukrayna olan Yunanistan’ın bir avantajı amfibi yeteneğine sahip araçları olması. Fakat yakın zamanda karşılaştığı kriz sonrası askeri harcamalarını kısma yoluna giden Yunanistan’ın bazı subaylarını emekli etmeyi planladığı ve bazı üsleri de özelleştirmeyi düşündüğü biliniyor.

Suriye:
Suriye 4 fırkateyn ve 30-40 Rus menşei gemi ile bölgede görece güçsüz bir portre çiziyor. Bu da olası müdahale gündeminde deniz çıkartmalarının gündeme gelmesine neden oluyor.

Ürdün:

Arap Dünyası içerisinde disiplini ve profesyonelliği ile bir üne sahip olan Ürdün ordusunun donanması da çoğunlukla İngiliz ve Alman menşeili gemileri ile bölgede bir güç olarak öne çıkıyor. Ürdün teknoloji konusunda Arap komşularından bir adım daha ileride duruyor.

Kıbrıs:
Türkiye’nin fiili bir şekilde işlevsiz kıldığı 400 personelli Kıbrıs Donanması’nın temel gücünü hafif zırhlı devriye araçlarından ziyade karadan savunma sistemlerine ayırmış durumda. Kıbrıs donanmasına ayrıca 330 kişilik sahil güvenlik polisi destek oluyor.

Akdeniz’de askeri ve siyasi işbirliği
Son yaşanan gelişmeler ışığında güç dengeleri ve siyasi iktidarların değiştiği Ortadoğu’da ittifaklar hayati bir önem arzetmeye devam ediyor. Bunlardan en önemlisi tabi ki NATO. Yunanistan ve Türkiye’nin üye olarak yer aldığı Nato, ayrıca bölgedeki ABD ve İtalya’nın da varlığı ile beraber Akdeniz’in en önemli deniz gücünü teşkil ediyor. Fakat Türkiye için NATO’ya üyelik “arkasının sağlam olması”nın yanı sıra ayrıca hareketlerinde sorumlu davranması gereken bir pozisyon anlamına da geliyor. Özellikle Yunanistan ile ilgili yaşadığı sorunlar NATO’da zaman zaman gündem ediliyor.

NATO’nun da için de yer aldığı “Akdeniz Dialoğu” ise bir ittifak projesinden çok "bölgesel barışı sağlamaya çalışan bir forum" olarak görülüyor. NATO dışında, İsrail, Mısır, Ürdün, Moritanya, Fas, Tunus ve en son katılan ülke olan Cezayir’den oluşan grubun en önemli amaçlarından birisi İsrail’i bölgedeki yanlızlığından kurtarmak gibi görünüyor.

Bölgedeki bir diğer büyük güç olan Arap Birliği ise 22 arap ülkesinden oluşuyor. BAAS rejiminin güçlü olduğu dönemde etkin bir birlik görüntüsü çizen Arap Birliği, özellikle Filistin sorunu ve Arap Dünyasında yaşanan son gelişmelerdeki yaklaşımı ile güven vermiyor. Birliğin güçlü ülkeleri arasında siyasal gerilimler olması ve eskiden beri süregelen Laik-İslamcı rejim kavgaları birliği zayıflatan etkenlerden. Libya’nın işgali sırasında eli kolu bağlı durmak durumunda kalan Afrika Birliği de bölgede güçlü bir bağdaşlık izlenimi vermiyor.

24 Eylül 2011 / sol.org.tr{jcomments on}