Anasayfa İçerik Derlemeler Avrupa Cameron ve Türkiye ziyareti - Deniz Ülke Arıboğan

Cameron ve Türkiye ziyareti - Deniz Ülke Arıboğan

Ülkemizi ziyaret eden Britanya Başbakanı David Cameron'ın liderliğinde yeni bir dış politika şekilleniyor. İngiliz dış politikasını kendisine güvenen ama haleflerinden daha az ihtiraslı bir rotaya oturtacağı intibaını veren yeni başbakandan beklentiler oldukça yüksek. Son yıllarda ciddi dalgalanmalar yaşayan İngiliz dış politikasının dünyada esen rüzgarlara göre eğilen değil, o rüzgarlarla sörf yapan bir kimliğe sahip olması gerektiğini düşünenler çoğunlukta. Zira Büyük Britanya bir dünya gücü ve onun varlığı tarihsel bakımdan sistemin terazisini dengelemekte çok önemli.

Gordon Brown'ın ardından iktidara yürüyen Cameron'ın ne tür bir politika izleyeceği kuşkusuz sistemin genel eğilimleriyle de ilgili bir durum. Blair'in talihsizliği ABD başkanının Bush olduğu bir dönemde varlık göstermeye çalışmasıydı. Bush'un ardına takılarak 'teröre karşı savaş' başlığı altında yapılandırılan politikalara ortak olması, Blair yönetiminin en ağır yüklerinden bir tanesi oldu. Blair, Amerikancı damgası yemekten kurtulamadı ve üçüncü yol oluşturma çabaları, AB üyesi ülkeler tarafından da hoş karşılanmadı. Söylemlerinin Bush'un Evanjelik ilkelerine uygun ve güvenlik odaklı olarak şekillenmesi, Müslüman dünyanın da İngiltere'ye karşı tepki içerisine girmesine yol açtı. Irak ve Afganistan müdahaleleri, Britanya'nın en az ABD kadar yıpranmasına yol açtı.

27 Haziran 2007'de iktidara gelen selefi Gordon Brown, Blair döneminden farklılaşacak bir çizgi tutturmayı ve insanların kalplerini kazanmaya yönelik politikalar uygulamayı ön plana çıkarmaya çalıştı. Transatlantik ittifaka önem verdiğini beyan etmekle birlikte, ABD ile ilişkilerinde 'Bush-Blair ikilisi' görünümünden uzak duracağının sinyallerini verdi.

Brown'un Blair döneminden en önemli farklılığı ve bir bakımdan da avantajı dış politikasını bireysel olarak değil, bir dış politika takımıyla yönetmesiydi. David Miliband'in karizmatik liderliğindeki bu takım, ülke dışında, içeriden çok daha popüler hale gelmeyi başarmıştı. Sol düşünceye aileden gelen bir yakınlık sahibi olan Miliband'in özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki popülaritesi yüksekti. Birçok analist Dışişleri Bakanı Miliband'in liderliğindeki Britanya'nın dış politika çizgisinin giderek daha da etkin hale geleceğini düşünüyordu, ama olamadı.

Brown, son on yıllarda seçilen diğer tüm İngiliz başbakanlarının yaşadığı ikilemi yaşadı ve giderek yolları ayrılan 'merkez Avrupacılarla', 'Atlantikçiler' arasında bir yerlerde kaldı. Bu durum zamanla Brown'un politikalarından çok politikasızlığının konuşulmasına yol açtı. Nitekim ekonomik krizin de vurduğu ülkede dış politika konusundaki belirsizlik ve politikasızlık ister istemez sandığa yansıdı. Britanya'nın uluslararası alanda 'vefasız Albion'dan' 'belirsiz Albion'a' dönüşmesi Brown'un iktidarına mal oldu.
Cameron liderliğindeki koalisyonun (65 yılda ilk defa) yeni dış politika çizgisi ise bu belirsizliğin belirgin bir rotaya oturması üzerine kurulacak gibi görünüyor. Cameron'ın AB konusunda seçim öncesi 'AB'de olmalıyız ama birlik tarafından yönetilmeyi kabul edemeyiz' ifadesi bu çizginin temel hattını gösteren bir detay olarak kabul edilebilir. Cameron'ın şu ana kadar 300'e yakın İngiliz askerinin hayatını kaybettiği Afganistan konusundaki tutumu ise ABD ile olan ilişkilerin belirleyicisi olacak. Britanya Başbakanı, askerlerinin 2015 yılı itibarıyla bu ülkeden çıkacağını, buna karşın Afganistan'da asker ve polisin eğitimi için destek vermeye devam edeceklerini belirtmekte.

Çin ile İran'ı benzer nitelikte ülkeler olarak kategorize eden çıkışının da not edilmesi gerektiğini düşündüğüm Cameron'ın, Türkiye ziyareti önemli bir adım. Britanya Başbakanı'nın 'Türkiye'nin olmadığı bir AB daha güçlü değil, daha zayıf olacaktır. Daha güvenli değil, daha az güvenli olacaktır. Daha zengin değil, daha fakir olacaktır' ifadesi, uluslararası topluma verilmiş net bir mesajdır. Lakin AB ile arasına mesafe koymayı düşünen Britanya liderinin Türkiye'yi AB'ye alma konusundaki desteği tartışılmaya değer bir konu. Sorularımız şunlar; Cameron Türkiye'yi mi çok sevmektedir? AB iyi bir şeyse, ama kendisi mümkün olduğunca dışarıda durmak istiyorsa, Britanya'yı mı sevmemektedir? Farklı bir AB mi istemektedir? Nasılsa olmaz deyip Türkiye'nin gönlünü mü almaktadır?

28 Temmuz 2010/Akşam

{jcomments on}