Anasayfa İçerik Derlemeler Avrupa Avronun geleceği - Uğur Gürses

Avronun geleceği - Uğur Gürses

Avrupa’nın ortak parası henüz ergenliğe ulaşamadan koma haline girmiş görünüyor. Son açıklanan, AB-IMF kokteyli kurtarma fonu ve tahvil alımları ise zaman kazandırıcı bir ‘adrenalinden’ başka bir şey değil. Atılan adım ve kararlar, geç olduğu gibi, ilk kuruluş felsefesini örseleyen nitelikler de taşıyor.

Avrupa Birliği’nin siyasal birlik yolunda en başta gelen ‘kilometre taşı’ ekonomik ve parasal birliğin tesisi idi. 1992’deki Maastricht anlaşması ile mali ve parasal güçlülük açısından temel payandalar belirlenmişti. Neydi bunlar? En başta bütçe açığının ulusal gelire oranı yüzde 3’ü geçemeyecekti.

İkinci temel ilke de, kamu borçluluğunun ulusal gelire oranı yüzde 60’ı geçmeyecekti. Üçüncü ve önemlisi; güçlü ve bağımsız bir merkez bankası kurulup, ortak paraya itibar unsuru olacaktı.

Bugün gelinen noktada, ilk iki ana payandanın çökmüş olduğu bir sır değil. Borçluluk oranı Maastricht kriterinin altında olan ülkeler bile, ekim 2008’den sonra çok ‘açıldılar’. Yıllık bütçe açığı yüzde 10’ların üzerine çıktı. Sadece kamu açığı değil, özel kesimde olası kurtarma yükünün de ilavesiyle kamu kesimi borcunun daha da yükselmesi riski de hesaba katılarak, ‘bugüne bakma geleceğe bak’ biçiminde bir kaygı yükseliyor. Kurtarma için tahsis edilen fonların ise yine bu bütçelerden karşılanacağı, yükü artıracağı, bu yüzden de itibar getirmesi değil, soru işaretlerini daha da artırması kaçınılmaz.

Başka bir karar, avro bölgesindeki merkez bankalarının tahvil alımı yaparak müdahale etme kararı. Bu karar hayata geçirilmeye başlandı. Bazı ülke tahvillerinin faizleri geriledi. Bu kararın enflasyonu hareketlendirmesi, daha da ötesi avrodan kaçışı güçlendirmesi bekleniyor. Avro bölgesine ilişkin görünüm ve beklentiler kötü olmaya devam ederse ki iyileşeceğine ilişkin bir emare yok, bu durumda ellerinde avro varlık bulunan yatırımcılar, hâttâ en başta Yunanistan’daki hane halkı bu varlıkları ellerinden çıkarmaya başlayacaklarıdır. Avrupa Merkez Bankası’nın tahvil alımları buna yardım edecektir. Paradan kaçış, enflasyonu hızlandıracaktır.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) karar alıcı konsey üyesi olan Alman Merkez Bankası Bundesbank’ın başkanı Axel Weber’in, ki Jean-Claude Trichet’den sonra ECB Başkanı olması bekleniyor, bu tahvil alımına karşı muhalefet şerhi var. Weber, ‘bu olağanüstü duruma karşın’ tahvil alımının istikrar riski oluşturduğunu söylüyor.

Bu görünümde, önümüzdeki orta vadede avronun değer kaybının devam etmesini, hâttâ 2000-2001 dönemindeki seviyeye (1 avro=0.85 dolar) kadar gerilemesini olanaklı görüyoruz.

***

Avrodaki değer kaybının orta vadede süreceği senaryosuna göre, bunun ülkemize getireceği temel olumsuzlukların başında ihracattaki fiyat rekabetinde cephe kaybı olacak. 2008-2009 Dönemindeki kriz süresince, dış talebin düşmesi nedeniyle olumsuz etkilenen ihracatçı sektörler, avro kurunun görece yüksek seyretmesi nedeniyle fiyat rekabetindeki kaybı pek hissetmemişlerdi. Avro 2010 yılının ilk beş aylık döneminde şimdiden Türk lirasına karşı yüzde 10 değer kaybetmiş durumdadır. Bunun devam etmesi durumunda, ihracatçıların; dış talepte herhangi bir düşüş olmasa da, tek başına avronun zayıflaması nedeniyle kayda değer bir güç kaybına uğrayacakları, bunu derinden hissedecekleri çok açıktır.

14 Mayıs 2010/Radikal{jcomments on}